İzledim Etkilendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzledim Etkilendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Mart 2016 Pazar
Haftanın Ritmi #3
Herkese Mutlu Pazarlar..
Bu hafta bir anda uzaklaşıp bir anda arka arkaya yazı paylaşıyor oldum ama affınıza sığınıyorum birazcık..
Gelelim bu hafta en çok dinlediğim efsane parçalarıma :) Bu hafta ilk sırada Sertap Erener yer almış olsa da Cem Adrian'ı listemden çıkartmam mümkün olmadı haliyle..
1- Sertap Erener - İyileşiyorum (İlk sırada ve arka arkaya yılmadan defalarca dinledim sanırım)
2- Sertap Erener - Unutursun
3- Feridun Düzağaç - Kül
4- Şebnem Ferah - Hoşçakal
5- Şebnem Ferah - Sigara
6- Zeynep Casalini - Duvar
7- Cem Adrian - Şeker Prens ve Tuz Kral
Keyifli dinlemeler..
Güzel Pazarlar Sizin Olsun..
28 Şubat 2016 Pazar
Haftanın Ritmi #2
Merhaba Pazar'ın ilk saatleri. Merhabalar yarının Pazar olmasından istifade ederek uykusuzluğun dibini sıyıran ve göz kapaklarına direnen tüm insanlar :) Böyle saatsiz paylaşımlar yaptıkça aklıma sevgili arkadaşım(ben arkadaş olarak görüyorum da kendisi ne düşünür bilemiyorum), blog apartmanımızın kıymetli annesi Dağınık Anne geliyor aklıma :) Nedense bir düzen oturtabilmiş değilim. Bir bakmışsın sabahın ilk saatlerinde paylaşım yapabiliyorken bir bakmışsın böyle gece yarıları paylaşım yapıyorum.
Şimdi de "Haftanın Ritmi" yazı dizimin ikinci bölümü ile karşınızdayım. Bu haftam çok ağlamaklı bir hafta olduğu için olsa gerek dinlediğim müziklerde biraz depresif oldu haliyle. Aslında içinizi karartmayı hiç istemem ama size karşı yalan söyleyemem ve rol yapamam. Bu yüzden bu hafta ne dinlediysem sizlerle onu paylaşacağım. Tabi ki 7 gün için 7 ayrı şarkı sizlerle. Ne bir eksik ne de bir fazla :)
İşte bu haftanın ritmi sizlerle :) Keyifli dinlemeler..
1- Cem Adrian - Sana Sarılınca (Tek kelimeyle "vazgeçilmezim")
2- Cem Adrian - Sen Yağmurları Sevdiğinde
3- Nilüfer - Unut Gitsin
4- Teoman - Aşk Kırıntıları
5- Sezen Aksu - Sarı Odalar
6- Şebnem Ferah - Sil Baştan
7- Sıla - Aslan Gibi
Güzel Geceler Sizin Olsun.. Mutlu Pazarlar :)
21 Şubat 2016 Pazar
Haftanın Ritmi #1
Ne zaman uykumu tam almış olarak bir pazar sabahına uyanacağımı hala bilmiyorum. Uykusunu almış, bugünü dolu dolu geçirme planları yaparken bir yandan kahvaltı hazırlayan, ütüleri yetiştirebilecek miyim diye düşünen, çocuklarının ödevlerini yapıp yapmadığını kontrol etmesi gereken, ailecek dışarıda vakit geçirmek isteyen, sevdiceğiyle buluşacak olanlar, sevdiceğinin gözlerine bakınca gözlerinin ışıl ışıl olduğunun farkına varmadan hafifçe tebessüm edenler, iş arayanlar, çalışan ama pazar gününden pazartesinin sendromuna yakalanmış olanlar hepinize kucak dolusu günaydınlar efendim :)
Her Pazar günü benim için ayrı bir hayat nedense. Bazen hükümdarım bazen sultan, hem hüzünlüyüm hem dinamik, hem mutluyum hem melankolik.. Günümün günümü tutması şöyle bir kenarda duruversin, benim anımın anıma uymadığı zamanlar olabiliyor. Siz biliyorsunuz artık beni :)
Artık sizlerle her Pazar günü "Haftanın Ritmi" ni paylaşacağım. Her Pazar günü seçtiğim 7 şarkıyı sizlerle paylaşacağım. Umarım işlevsel bir yazı serisi başlatıyorumdur diye kendi kendime de bir düşündüm şimdi :)
Gelelim sizlerin de dinlemesini istediğim, beğeneceğinizi umduğum listeme:
1- Çiğdem Erken - Ağlayamazsın
2- Julide Özçelik - Gizli Cennet
3- Julide Özçelik - Eşitiz Eninde Sonunda
4- Haluk Levent - Acılara Tutunmak
5- Cem Adrian - Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti
6- Jehan Barbur - Aşk Hiç Biter Mi
7- Aydilge - Yangın Var
Umarım benim kadar severek dinlersiniz :)
En Güzel Pazarlar Sizin Olsun :)
17 Şubat 2016 Çarşamba
Bir Yaşanmışlığın Öyküsü..
ÖNSÖZ
Not: Aşağıda okuyacağınız hikaye tamamen yaşanmış gerçek bir hayat öyküsüdür. Kişinin haklarına duyulan saygıdan ötürü asıl karakterlerin ismi değiştirilerek bu hikayeyi sizlere en başından anlatmaya başlıyorum.
Bir Yaşanmışlığın Öyküsü..
- Kimooo!
+ Güzin Abla'nın evi burası mı?
- Siz kimsiniz?
+ Ben Fulane. 17-18 yıl önce falan yerde tuhafiyeleri vardı oradan tanıyorum. Gerçi o beni hatırlamayabilir ama..
- Anneeeee !!
+ Efendiim, kim geldi kızım?
- Fulane isminde biri geldi anne 17-18 yıl önceden biriymiş.
+ Siz Güzin Abla'nın kızı mısınız?- Evet.
+ Fulane..
- Abla.. Ablacım ben seni dinlemedim. Ah başıma neler geldi bir bilsen. Abla ben annemi çok üzdüm. Şimdi evladım bana aynılarını yaşatıyor abla. Ah ablacım ben seni hiç hiç dinlemedim abla ben arkadaş kurbanı oldum. Çok pişmanım abla..
+ Sen beni çok kandırdın Fulane. Ah be yavrum ben senin hep iyiliğini istedim. Sana hep iyi akıllar verdim. Naptın sen be kızım..
Fulane Hanım anneme öyle bir sarıldı ki.. Başladı ağlamaya ve ağlarken de hep "Ah ablacım ben ne ettim. Annemi çok üzdüm. Arkadaş kurbanı oldum. Ah ablacım yüzüne bakamıyorum senin.." diye mırıldandı.
+ Hadi geç içeri. Konuşalım..
Fulane hanım 26 yaşına kadar hiç bir erkekle görüşmemiş, işten eve evden işe giden, ailesinin gelirine katkıda bulunan mutaassıp bir kız iken iş yerinde bir arkadaş ediniyor kendisine. Bu arkadaşı vesilesiyle bir adamla tanışıyor. Paraya sıkıştığı bir kaç zamanda bu adam Fulane'ye yardım ediyor tabii arkadaş olarak. Ama öyle gözünüzde büyütmeyin, büyük meblağlar değil. Cep harçlığı şeklinde ufak tefek yardımlar. Ve sadece iki yada üç kere fazlası yok. Birkaç kerede işten almaya ve pikniğe götürmüş. Tabi ki kız arkadaşı da yanında. Zaten Fulane sonrasında yaşadıklarıyla bu noktaya geliyor. O zamanlar Fulane 26, adam 40 yaşında.
Fulane Hanım'ın ağzından:
Arkadaş kurbanı oldum ben. Ben o kızı hiç öyle bilmiyordum. Hep beni çağırıyordu gel bizde kal diye ama annem izin vermeyince gidemiyordum. Çok kavga ettim bu yüzden annemle. Çok bağrıştık. En sonunda bir gün gittim evlerine. Doğum günü kutlayacaklarmış diye gittim ben. Beni öyle diye çağırdılar zaten. Ben her şeyi sonradan öğrendim abla ben nereden bileyim. Ben o kızı öyle bilmiyordum hiç. Meğerse kızı annesi pazarlıyormuş hatta çocuğu bile varmış. Ben doğum günü diye gittim ama içkili bir ortamdı. Ben içmedim ilk başta ama çok ısrar ettiler iç diye, bir kereden birşey olmaz dediler. Ne bileyim abla ben cahil aklım işte. Ne içtiğimi de anlamadım. Gözlerimi bir açtım ki yanımda adam yatıyor. Olan olmuş giden gitmiş. Ne oldu? Nasıl oldu? Hiç ama hiçbir şey hatırlamıyorum.
Annem:
- Belki de ilaç kattılar Fulane yoksa hatırlarsın. Hiç mi birşey hatırlamıyorsun?
+ Yok abla yok hala hatırlamıyorum. Uyumuşum ben. Uyandığımda birlikte olduğumuzu anladım.
- Belki de senin üzerinden adamdan para bile aldılar. Seni pazarladılar. Ben sana dedim bir erkek yeni tanıdığı birine bir kadına karşılıksız yardım etmez, para vermez diye.
+ Bilmiyorum ki abla hiç hatırlamıyorum. Sen çok söyledin de abla ben hiç dinlemedim ki. Adam bana seni alacağım dedi. Bırakmayacağım dedi hep. Annemler öğrenince kıyamet koptu tabi yer yerinden oynadı. Ne söylediysem olmadı. Babam defolsun gitsin alacaksa adam dedi başka da bir şey demedi. Ama annem hiç izin vermedi o kötü bir adam dedi durdu. Hatta beni bir hocaya götürdü annem. Bana muska yapılmış meğerse. Ama seni alacağım dedi ya ben onu bekliyordum. Abla adam evliymiş, çocuğu da varmış. Almadı beni. Sonra eşim çıktı karşıma. Karısı trafik kazasında ölmüş bir çocuğu varmış. Beni de böyle kabul etti bir şey demedi. Mutlu muyum diye sorsan değilim abla. Eşim içiyor, bıraktıramıyorum. Bırakmak istemiyorum ki seviyorum içmeyi, istediğim için içiyorum diyor bende çok sinirleniyorum. O zamanlar bilseydim evlenmezdim ama yok abla evlenirdim. Çünkü yaşadıklarımın psikolojisi ve baskısı vardı üzerimde. Hata hatayı getiriyor. Hayatım böyle böyle mahvoldu işte.
- Ben seni gazetede okudum Fulane. Hamile kalmıştın galiba çocuğun var mı?
+ Yok abla hamilelik olmadı. Gazete mi? İlk senden duyuyorum. Var bir oğlum var eşimden. Birde eşimin eski hanımından bir oğlu var. İki oğlum var. Öz oğlum kahrediyor beni de diğer evladımın hiç bir kahrı yok bana. Çok iyi anlaşıyoruz. Ben evlendirdim. Düğününü ben yaptım. Öz oğlum o benim.
- Başka çocuğun yok herhalde.
+ Yok abla istemedim. İstesem olurdu ama istemedim ki. (Bunu söylerken öylesine umursamaz öylesine donuktu ki. Hissizleşmiş gibiydi. Bir ürperti geldi geçti o an üzerimden.)
- Bizim iş yerimize ne kızlar geldi geçti biliyorsun Fulane. Hep iyiliğinize olacak akıllar verdim sizlere. Bir tek senin ayağın kaydı...
.....
Fulane Hanım'ın hikayesi beni o kadar çok etkiledi ki sizlerle paylaşmak istedim. Paylaşmadan geçemezdim. Sana, bana, bize uzak belki ama yaşanıyor bu hayatlar. Eğer merak ediyorsanız Fulane Hanım'ın oğluyla yaşadığı sorunlardan da başka bir post altında bahsedebilirim. Rabbim bizleri ve evlatlarımızı kötü insanların şerrinden korusun.
Rabbim iyi insanlarla birlikte olmayı nasib etsin.
Amin..
Güzel Geceler Sizin Olsun..
1 Şubat 2016 Pazartesi
22 BLOGGER 1 HİKAYE BÖLÜM - 9: SEN KİMSİN?
22 BLOGGER 1 HİKAYE
BÖLÜM - 4: OYUNCU (NEŞELİ KİTAP VAGONU)
BÖLÜM -5: UYANIŞ (DAĞINIK ANNE)
BÖLÜM -6: TANI (KORE FENOMENİ)
BÖLÜM -7: KAYBOLUŞ (KİTAP CUMHURİYETİM)
BÖLÜM -8: AVCILAR (HER ŞEYDEN KONUŞMALI)
BÖLÜM - 9: SEN KİMSİN? (KESTANE FİYONK)
.....
BÖLÜM -5: UYANIŞ (DAĞINIK ANNE)
BÖLÜM -6: TANI (KORE FENOMENİ)
BÖLÜM -7: KAYBOLUŞ (KİTAP CUMHURİYETİM)
BÖLÜM -8: AVCILAR (HER ŞEYDEN KONUŞMALI)
BÖLÜM - 9: SEN KİMSİN? (KESTANE FİYONK)
Skygge sürüleri, evrendeki anıların kişilere bağlı kalmasına yardımcı oluyorlardı. İnsan anılarıyla ne yapabilir ki?
"Anılara bağlı kalmak mı? Hah.. Çok saçma.." diye mırıldandı. Silip atmıştı kafasından tüm güzel anılarınını ve sadece insanların hatıralarını yok etmeye adamıştı hayatını. Anılar olmayacaktı hayatta.
"Benim anılarım yok işte. Yok! Ben yaşamayı başarıyorum. Benim güzel anılarım yoksa kimsenin olmayacak. Anılar olmayacak. Hepsi benim emrime girecek ve ben kendi dünyamı kendim kuracağım."
Bu kadardı. Tek istediği buydu işte. Bu gece tüm hatıraların toplanacağı geceydi. Beklediği gün gelmişti ve Skygge sürüsü savunmasız ve aptal varlıklardan başka bir şey değillerdi. Onları bertaraf etmek için hiç bir engeli kalmamıştı artık. Çünkü Lexi kendini bilmiyordu. Yıllardır onun anılarıyla oynayarak delirtmişti onu ve hepsi bugün içindi. Skygge sürüsü o baş belası olmadan kendini savunamazdı. Lexi'ye ihtiyaçları vardı ama artık o hiçbir şey hatırlamayan anıları bile olmayan boş bomboş bir yaratıktı.
İstemsizce kıvrılan dudakları bir gülümsemeyi andıran hırsla birleşerek gözlerindeki parıltıda buluştu. Chet bir sigara yaktı, herşey istediği gibi olacaktı. Hiçbir engel kalmamıştı. Olacaktı..
.....
.....
"Alexis.."
"Alexis.."
"Aleex.."
"Aleeeeexx..."
"Nasıl olur bu? Alex.. Nasıl nasıl..?" diye haykırdı Chet.
Nasıl olur da Skygge sürüsünün tuzağına düşerlerdi. Ava giderken avlanmak böyle bir şey miydi? Alex.. Ekibindeki en parlak adamını, avcısını nasıl kaybederdi. Yıllarını amaçsız ve eroin bağımlısı bir sapkın olarak geçiren bir adama Skygge sürüsü ne verebilirdi ki?
Eroinman bir adama hatıralarını geri vermiş olamazlar ki. Hem verseler ne olacak? Şimdiki hayatından çok memnun o. Her yere elini kolunu sallayarak giriyor, her istediğini elde ediyor, hatıralarını istemez ki o. Skygge sürüsü avlamanın, onların o saçma anılara sadık kalarak kulakları tırmalayan göğü yırtarcasına attıkları çığlıkların verdiği hazzı ve gücü ona hiçbir madde veremezdi. İstemezdi zaten anılarını.
En yakın adamımı, en güvendiğim adamı aldı benden.
"Oğlum.. Alex.." diye inledi. Chet lanet olası hayatında tek hatırlamak istediği anıyı hafızasının tozlu raflarıda bırakarak intikam yemini etmişti. Şimdi de oğlunu almıştı o lanet kız.
"Lexi denen o kız yüzünden! Seni mahvedeceğim adi kaltak. Sevdiğin ve sana sadakatle bağlı o adamı, kız kardeşini, karnındaki o piçi gözlerinin önünde, anıların gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçerken öldüreceğim hepsini. Yeminim olsun bu intikam oyununu artık eğlenmek için değil, senin sonunu getirmek için oynayacağım ve sen bir ömür bu anılarla yaşamaya mahkum olacaksın. Gözleri gözlerine değen tüm sevdiklerinin sana son bakışlarını unutamayacaksın. Sen.. Sen Lexi.. Kendi anılarının, kendi hayallerinin, kendi bedeninin katili olacaksın." diye haykırırken sesi boşlukta acı acı yankılanmaya devam ediyordu..
.....
.....
"Ablanı nasıl kontrol altında tutmayı başaramazsın Melanie!"
"Rhett.. Ben.. Ne olduğunu anlamadım, birden bire üzerime atıldı ve dışarı çıktı. Bir anlık şokla ne olduğunu anlayamadan Lexi gitmişti bile.."
"Melanie onun bu gece dışarıda olmaması gereken tek gece. Avcılara kafa tutabilecek kadar güçlü değil. Avcılara kafa tutabileceğinin farkında bile değil. O kim olduğunu bile bilmiyor."
"Ah Lexi.. Neredeydin seni çok merak ettik." diye sevinç çığlıkları atarak kapıya koştu Melanie.
"Lexi.. Sevgilim.. Neredeydin? Çok merak ettik seni.."
"Rhett kimim ben? Söylesene bu yaşadıklarım gerçek mi? Bütün bu insanlar, kırılan kalpler benim eserim mi? Kimim ben Rhett?"dedi ve bayılmıştı.
Lexi'yi yatağına yatıran Rhett, sırları dökülen aynada oluşan yansımasını gördü. İşte böyleydi Lexi'nin hikayesi. Puslu.. Eski televizyonlar gibi karıncalı.. Bir var bir yok.. Kim olmak istiyordu? Neyi yaşamak istiyordu? Hayattan ne bekliyordu? Bütün bunlar Lexi de dahil hiç kimsenin cevaplayamadığı sorular olmaktan ileriye gidemeyen cümle müsvetteleriydiler. Aslında Lexi sadece seçse yetecekti. Rhett onun seçtiği hayatı yaşamaya hazırdı ama Lexi'nin babası annesini gözlerinin önünde boğduğundan beri yaşadığı bu kimlik bunalımları Lexi için hep bir kaçış yolu olmuştu. Ne zaman yorulsa farklı bir kimliğe tutunarak, farklı bir hayatın içerisinde yer buluyordu kendisine..
.....
.....
Tüm Skygge sürülerini özgür bırakarak avcı olmayı denedi önce. Velius oldu ve vermeden almanın hazzını deneyimleyerek Skygge sürüsünü tekrar toplamak istedi. Avcı mıydı avlanan mıydı bilemedi. Adelyta oldu sonra. Tehlikenin, tehlikeli olmanın, gözü karalığın ve insanları aşağılamanın sınırlarını zorladı. Cilla oldu ve tek sorunu sivilceleri olan yaşayamadığı ergenliğini yaşamak istedi. Hiç birinde huzuru bulamadı ve karakter arayışı hep devam etti. Yunna oldu en son. Amacı huzurlu bir ev kızı olmaktı. Tek sorununun akşam yemeğinde ne pişireceğini düşünmek olmasını diledi ama hiç umduğu gibi gitmedi. Chet'in hain planlarından birisinin içerisinde buldu kendisini. Zaten yarım olan hafızasıyla sorunlu bir aile yapısının içerisine giriverdi. Oysaki huzuru bulacağına inanmıştı. Ama olmadı.. Boş bir sokakta, bir kaldırımın üzerinde bir kabustan uyanırken buluverdi kendini ve her uyanışında yanı başında olmaktan, onu bulmaktan ve aramaktan vazgeçmeyen Rhett'i..
"Kim olmak istiyorsun söylesene!! Bu kadarı fazla artık! Seç yada yüzleş kendinle.." diye mırıldanıyordu Lexi...
Kestane Fiyonk: Umarım hikayemi beğenirsiniz arkadaşlar. Biraz bekletmiş olsam da ilk hikaye deneyimim olduğu için hatalarım olduysa affola. Sıradaki arkadaşımız random.org aracılığıyla yapılan çekilişle KAĞIT SALINCAK olarak belirlenmiştir. Umarım keyifle okumuş ve beğenmişsinizdir. Sıradaki arkadaşa başarılar dilerim. Ben sıramı atlattım. Hadi kolay gelsin :)
30 Ocak 2016 Cumartesi
Gençliğime Sevgilerimle..
Zaman makinesi olsaydı ve kendi gençliğime, mesela 17 yaşıma dönseydim kendime şunları söylerdim;
En önemli şey aşk onu doya doya yaşa, bu bir.
Ne yapmayı sevdiğini bul ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyor musun ona bak. Yapmıyorsan boşuna enerjini tüketme, yapabilenler yapsın.
Yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisin dilini ısır kimseye söyleme.
Sevdiğin insanlar bul, işlerini onlarla yapmanın yollarına bak. Hayat yap, et, çalış, başarla geçiyor. Ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse, iş yapmamış sürekli aşk yapmış olursun.
Bir kaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Onları kaybetme. Her şey değiştiğinde senin en orijinal halini bilip sevenlere ihtiyacın olacak.
Kendini onunla bununla karşılaştırma. Başkaların kriterlerine göre seçim yapMA! O zaman başkaların gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var, senin yolun başka yokuşların başka!
Konu komşu ne der diye dinleme. Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşacak, sen ise ölene dek onu yaşayacaksın.
Hareket et, her gün hareket etmeyi alışkanlık haline getir. Bir spora kafayı tak, dansa kafayı tak, satranca kafayı tak. Kafaya taktıkların ilerde yaldız olup üzerine yağacak, yaldız olup üzerine yağacak.
Her gün oku, her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır, Vangogh olmak nasıldır, ikinci dünya savaşına katılmış olamak nasıldır, öğren! Bir gün hepsi yapboz gibi yapışıp sana inanılmaz gerçekleri gösterecek.
Kızlar; zekadan, çalışıp başarandan ve espriden hoşlanır. Erkekler; güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.
Hayat alışkanlıklarla yürüyor. Bir şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir. Alışkanlıksa tekrarla oluyor. Beyin böyle programlanıyor. Bir şeyi sürekli yaparsan başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor. O yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et! Neyi alışkanlık yaparsan hayatın ondan oluşacak unutma.
Erken kalkmak kulağa berbat geliyor, biliyorum ama erken kalkan yol alır hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 08:30 da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliğine.
Dedikodu yapma! Dedikodu nasıl bir şey biliyor musun, böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi. Ağzını, içini, evini kokutuyor. Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı. Gül geç. Hem dedikodu yapanların başına mutlaka ayıpladıkları, beğenmedikleri, çekiştirip durdukları şey gelir unutma. Hayatın mizah anlayışı böyle.
Kızlar; güzel mi güzel bir kadın olduğunuzda kendi atınız olsun. Kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın. Böylece ayrılıklarla ve boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz. Atınızı kimse altınızdan alamaz. Dört nala başka yere gidebilirsiniz.
Erkekler; yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda kadınlara, çocuklara ve hatta birbirinize asla el kaldırmayın. O güç, güç değil! Kaba kuvvet o. Korkudan kaynaklanır. Kaybetme korkusundan. Ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız. Tam tersi avucu apaçık bırakacaksınız.
Kimseyi suçlama. Suçlamak; nasıl diyeyim, zehirli bir duygu. İnsanı frenler, insanı kurban psikolojisine sokar. Atıl bırakır. Hatta şimdiden duvara " kendimi suçlu hissetmiyorum" yaz.
"Kendimi suçlu hissetmiyorum. Kendimi suçlu hissetmiyorum. Kendimi suçlu hissetmiyorum" yaz. Çok faydasını göreceksin.
Ceplerden, bilgisayarlardan televizyonlardan uzak bir saat ayır kendine. Kendinle sosyalleş yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Hayatın, sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var. Onu dinle deniz kabuğu dinler gibi. Yalnızlığını kimseye verme. Yalnızlığın hariç her şeyi paylaş. Çünkü hayat paylaşınca güzel.
Her gün şükret! Teşekkürü dualarından asla eksik etme. Teşekkür kadar insana iyi gelen bir şey yoktur. Bir şeyi istemekten, dilemekten bile iyidir. Sıcacık yapar ruhunu. Bendeki bana yeter hatta artar bile dünyanın en güzel felsefesidir. Birinden bir şey isteme onun yerine birine bir şey ver, bak neler olacak seyret sonra.
Karanlık günler olacak. Düşeceksinde. Yaralarda açılacak. O zamanlarda şunu unutma; Tünel bitecek. Kalkacaksında, kabukta bağlayacaksın. Sevdiklerine bakıp usanmadan "Seni seviyorum. Seni çok seviyorum" de. Hatta "Sen ne yaparsan yap, kim olursan ol seveceğim." de.
Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri taş döşemiştir, kim bilir...
Böbürlenme, Kibirlenme, Köpürme.
Abart, Çoğalt, Parlat.
Böbürlenme, Kibirlenme, Köpürme.
Abart, Çoğalt, Parlat.
Her gün bir yazar tarafından hayatının hikayelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin? İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana.
Alıntı : Nil Karaibrahimgil - Kelebeğin Hayat Sırları
Buradan klibi de izleyebilir ve dinleyebilirsiniz :)
22 Ocak 2016 Cuma
22 BLOGGER 1 HİKAYE: ADINI SEN KOY
Oğlan kardeşim YGS'ye hazırlandığı için bilgisayarı tırım tırım ondan kaçırıyoruz. Çok çalışması lazımmış. Bu son bir ay onun için çok önemliymiş. Annem öyle diyor bende söz dinliyorum derken yazı yazamıyorum haliyle. Birde Denizli'den amcam geldi. Sülale boyu bir telaş aldı başını gidiyor. Saat 03:23 ve ben birikmiş okunulacak yazılarımı okumayı ancak bitirebildim ve sırayla yayınlanmayı hatta yazılmayı bekleyen yazılarımı da yavaş yavaş sizlerle paylaşma girişimlerime başladım. Açıklamamı da yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla asıl meseleye gelebiliriz :)
Sevgili Dreamella çok güzel bir etkinlik başlattı ve 22 blog yazarını bir araya toplayarak bir hikaye yazmaya çağırdı.
Evet ! 22 blogger, 22 kalem, 22 bölüm ve 1 hikaye..
Tabiki bende bu etkinliğin katılımcılarından biri oldum. İlk defa hikaye yazacağım. Daha önce hiç deneyimlemediğim ama çok isteyipte cesaret edemediğim bir tür olduğu için içim kıpır kıpır :) Çok heyecanlıyım :)
Ben açıklamamı da yaptığım için yazımın geç kalış sebebini sizde biliyorsunuz haliyle :)
İlk 3 bölüm harika yazarlar tarafından yazıldı bile :) Linklerini yazımın sonuna ekleyeceğim ve merak edip takip etmek isteyenler içinde etkinlik bitene kadar her bölüm yayınlandığında, bu yazımı güncelleyerek her bölümün linkini yazımın sonuna eklemeye devam edeceğim.
Sağ tarafa da bu etkinlikle ilgili bir duyuru ekledim. İlk hikayeye ve devamına oradan da ulaşabilirsiniz..
Keyifli okumalar..
22 BLOGGER 1 HİKAYE
BÖLÜM - 4: OYUNCU (NEŞELİ KİTAP VAGONU)
BÖLÜM -5: UYANIŞ (DAĞINIK ANNE)
BÖLÜM -6: TANI (KORE FENOMENİ)
BÖLÜM -7: KAYBOLUŞ (KİTAP CUMHURİYETİM)
BÖLÜM -8: AVCILAR (HER ŞEYDEN KONUŞMALI)
BÖLÜM - 9: Yazılıyor.... (KESTANE FİYONK)
BÖLÜM -5: UYANIŞ (DAĞINIK ANNE)
BÖLÜM -6: TANI (KORE FENOMENİ)
BÖLÜM -7: KAYBOLUŞ (KİTAP CUMHURİYETİM)
BÖLÜM -8: AVCILAR (HER ŞEYDEN KONUŞMALI)
BÖLÜM - 9: Yazılıyor.... (KESTANE FİYONK)
9 Ocak 2016 Cumartesi
Esaret Mi? Cesaret Mi?
Biliyorsunuz ben Türk dizilerini yabancı dizilerden daha çok seviyorum ve izliyorum. Benim şöyle bir bahtsızlığım var ki; takip etmeye başladığım diziler sürekli final yapıyor. Sanırım standart izleyici kitlesinin içerisinde yer almıyorum. Standart dizi mantığının dışına çıkmayı başaran ve formatın dışında kalan diziler hep ilgimi çekmiştir ama ne yazık ki izlemeye başladığım dizinin bitmesinden korkar oldum.
1 Erkek 1 Kadın, 20 Dakika, Bana Hicran De ve şimdi de Hatırla Gönül..
Şu an aklıma gelenler bunlar. Bu sezonda Hatırla Gönül'ü severek izlemeye başlamıştım. Final yapacağını öğrenince beni bir hayal kırıklığı aldı. Pazar günü Hatırla Gönül final bölümüyle son seyirciyle buluşarak ekranlara veda edecek(miş). Bende yeni bir arayış içerisine girdim haliyle. Yeni keşfim; Yeter..
Esaret Mi? Cesaret Mi?
Zaman zaman dizinin içeriğinde kendimden de birşeyler bulmuş olmalıyım ki, yayınlanan ilk iki bölümünü arka arkaya izleyip heyecanla üçüncü bölümü beklemeye başladım.
Ee tabi bir de çözülmeyi bekleyen sırlar, aşk, ihtiras, nefret hepsi var dizide :)
Diziyi izlemeye devam etme sebebim girişi oldu.
Yasal Uyarı: Yazının devamı spoiler içerir.
- Bizim hikayemiz masal gibi başladı..
+ O kadar güzelsin ki..
Artık hiç yağmurda ıslanmayacaksın çünkü ben senin için sığınak olacağım.
Artık hiç üşümeyeceksin çünkü ben seni ısıtacağım.
Artık hiç yalnızlık çekmeyeceksin çünkü ben senin kocan olacağım. Evlen benimle karım ol..
Bana itaat et, bir karar verdiysem sorgulama, bil ki bu senin iyiliğin içindir ve güven ne olursa olsun sadece güven, koşulsuz sev, hep daha fazla sev, her gün her dakika daha fazla çünkü ben seni öyle seveceğim.
- Ama bütün masallar mutlu bitmezmiş.
İstemsiz bir şekilde Cem Adrian'dan mırıldanmaya başladım "Sana sarılınca geçer sandım geçer sandım, sana inanınca biter sandım biter sandım, sana bağlanınca düşmem sandım düşmem sandım....."
Bir de benim en çok ilgimi çeken Aylin ve Yekta'nın birbirinden sakladığı sırların ortaya çıkmasıyla başlayan olay örgüsü oldu.
Aylin ve Yekta yağmurlu bir günde tanışırlar. Aylin o zamanlar üniversitede öğrencidir. Yekta ise başarılı bir beyin cerrahıdır. Masal gibi bir aşktan sonra evlenirler. Aylin evinin kadını olur. Bir oğulları vardır; Kaan. Aylin evlendikten sonra Yekta'nın nasıl bir adam olduğunun farkına varır ve boşanmak istese de Yekta buna izin vermez. Herşeyin kontrolü altında olmasını isteyen ve mükemmeliyetçilik takıntısı olan Yekta, sadece kendisinin değil çevresinde bulunan herkesin mükemmel olmasını ve kurduğu düzenin bozulmadan devam etmesini hedefler. Her istediğini elde eden Yekta için her hatanın bir bedeli vardır ve çevresindeki insanlara yaptıkları hatalar yüzünden bir bedel ödetmeyi de ilke haline getirmiştir. Ama Yekta'nın da sırları vardır. Aylin oğlu Kaan'ın yavaş Yekta'ya benzemeye başladığını gördüğünde doğacak kızına hamiledir ve bebeğini de Yekta'nın baskısı altında yetiştirerek ona benzemesini istemez. Arkadaşlarıyla bir plan yaparak Yekta'ya bebeğinin ölü doğduğunu söylerler ve Aylin kızını abisine emanet eder. Yekta Aylin'in eline hiç para vermediği için Aylin Yekta'dan gizlice mücevherlerini emitasyonlarıyla değiştirerek hem kızının masraflarını karşılar hem de oğlunu ve kızını alıp Yekta'dan kaçabilmek için birikim yapar.
Henüz dizide kim olduğu bilinmeyen, piyano çalan İdil adında bir kadın da var. Bu Yekta'nın on iki yıldır sakladığı sırlardan biri. Bence İdil Yekta'nın eski eşi olabilir ve Yekta onu delirtti.
Ve sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlar.
Başrollerini Pelin Karahan ve Yurdaer Okur'un paylaştığı bu diziyi bizim dizilerimizi sevenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Aşağıda diziden bir kaç kare sizler için paylaştım. Umarım sizde benim kadar seversiniz ve umarım bu dizi de reyting canavarının kurbanı olmaz diyerek yazıma son verirken hepinizi sevgiyle kucaklıyorum :)
Güzel Günler Sizin Olsun.. :)
30 Aralık 2015 Çarşamba
Kitapları Film Yapmasınlar..
"Ay ben izlediğim bir filmi bir daha izleyemem!" diyenlerden olmadım hiç. İzlediğim bir filmi defalarca izleyebilir, okuduğum bir kitabı da tekrar tekrar okuyabilirim.
Hayatımda böylesine yer edinmiş az sayıda kitap ve film vardır. Saysam bir elin parmaklarını geçmez. İşte bunlardan birisidir 'Şeker Portakalı'. Diğeri ise 'Sefiller' ama filmini izlemedim henüz..
Döner döner okurum. Her okuduğumda başka bir yerinden tutarım. Her okuduğumda başka bir ders çıkartırım kendime. Ve her okuduğumda gözyaşlarıma hakim olamam ve mutlaka ağlarım..
Benim başucu kitaplarımın filmlerini yapmışlar meğerse ve benim haberim olmamış. Bu gece ikinci filmim oldu ama söz konusu Şeker Portakalı ise izlemeden ve yazmadan geçemezdim..
Her ne kadar filme dönüşen kitapları başarılı bulmasam da izledim. Tam olarak duygu yansıtılamamış olsa da genel konuyu anlıyorsunuz. Ama filmi bir daha izleyeceğimi sanmıyorum. Imdb neye göre puan veriyor bilmiyorum ama film duygu eksikliğinden bile 7.2 puanı almamalıydı.
Kitabı okurken boğazım düğüm düğüm olur, yutkunamaz, gözyaşlarımı tutamaz olurum. Aynı etkiyi bekledim ister istemez bu yüzden hata bende. Her zaman beklentiyi en üst seviyede tutuyorum bu da hep hayal kırıklığı yaşamama neden oluyor.
Şu ana kadar filmini izleyip başarılı bulduğum iki kitap var: Mutluluk(Zülfü Livaneli) ve Açlık Oyunları 1. Kitap(Suzanne Collins).
Gerçeğine en yakın, kitabı kafanızda canlandırmanıza yardımcı olan yapımlar olmuş ikisi de. Mutlaka tavsiye ederim iki kitabı okumanızı ve filmlerini izlemenizi.

Filmini izlememiş olsam da bu yazıyı yazarken Sefiller'in 10 bölümlük radyo tiyatrosunu dinliyorum :)
Ve diyorum ki:
"Kitapları Film Yapmasınlar.."
29 Aralık 2015 Salı
Bajrangi Bhaijaan..
Mis gibi kokan tereyağlı patlamış mısırımız, çikolatalarımız içecekleri de hazırladık mı tamamdıırr..
Hiçte hayal ettiğiniz gibi olmadığını söylemeliyim.. Ne patlamış mısır ne de çeşitli abur cuburlardan hiç biri yok :) Uykusuzluğa yenik düşüp sosyal medyada şiddetle tavsiye edilen bir filmi artık izlemeliyim diyerek açtım 'Bajrangi Bhaijaan'..
Başrol oyuncumuz Salman Khan ve yanında da Kareena Kapoor Khan var. Salman Khan'a ait izlediğim ilk film olacak bu o sebeple birazda heyecanlıyım. Aslında filmi izlememe sebep olan etkenlerden biriside Kareena Kapoor. Kendisine ve oyunculuğuna hayranlığım var. Kendisiyle Aamir Khan yapımlarında tanıştım ve beğendiğim oyuncular listesinde üst sıralarda yerini aldı :)
Filmde Pakistan'dan Hindistan'a annesiyle birlikte yaptığı yolculukta annesinden ayrı düşen ve Hindistan'da kalmak zorunda kalan konuşamayan küçük bir kızın(Shahida-Munni) orada tanıştığı iyi kalpli bir adamın(Pavan-Bajrangi) onu ülkesine geri götürme çabası ve bu sırada yaşadıkları maceralar anlatılıyor.
Açıkçası filmi izlemeden önce beklentimi çok yüksek tutmuş olmalıyım ki, film bittikten sonra küçük çaplı bir hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. IMDb'den 8.2 puan almış, tüm seyirci kitlesinin ağlamaktan helak olduğu, duygusal patlamaların ardının arkasının kesilmediğini okuduğumda dediğim gibi beklentim çok yükselmişti ve zaten ağlamaya hazır olan bir yapıya sahip olduğumdan hüngür hüngür ağlarım zannetmiştim. Ama tahmin ettiğim gibi olmadı. Evet film duygusal ve sürükleyici. IMDb'den de yüksek puan almış bir film. İzlerken sıkılmıyorsunuz ve bir solukta bitiyor. En etkileyici yanı da filmin son sahnesi oldu. Zaten bu Bollywood filmlerinin klasiğidir. Uzuuun uzun hikayeyi anlattıktan sonra olayın çözümünü son dakikalarda kısa bir sürece sıkıştırıverirler.
Duygusal anlarınızdan birisindeyseniz ve duygusal bir film arıyorsanız Bajrangi Bhaijaan'dan daha ön sıralara alabileceğimiz filmler kesinlikle var. Benim beklentimi karşılayan bir film olmadı. Salman Khan'ı daha etkileyici bir yapımıyla tanımış olmayı isterdim doğrusu.
Filmi izlemenizi tavsiye ederim akıcı ve güzel bir konusu var ama beklentinizi çok yüksek tutmayın derim. Aşağıda filmle ilgili çeşitli resimleri ve bir kaç sahneyi sizler için paylaşıyorum. Resimler internetten alıntı olduğundan dolayı bazılarının görüntü kalitesi için şimdiden kusura bakmayın..
Bu arada beklentilerinizi karşılayacak olan, konu olarak aynı olmayan ama bir adamın bir çocuk için sarf ettiği emeği ve ona olan sevgisini anlatan bir film izlemek isterseniz eğer ve hala izlemediyseniz ben sizlere 2007 yılına ait bir Aamir Khan yapımı olan Her Çocuk Özeldir filmini şiddetle tavsiye edebilirim.
Zaten iki filmi de izledikten sonra benim ne demek istediğimi daha net bir şekilde anlayacaksınız sizlerde.
Sizde Bajrangi Bhaijaan filmi ile ilgili yorumlarınızı ve etkileyici bir duygusallığa sahip olan film önerilerinizi aşağıda benimle paylaşırsanız sevinirim...
Güzel Geceler Dileklerimle.. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























