Denedim Sevdim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Denedim Sevdim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2016 Salı

Salıyı Sallayan Blog #3




   Bir güzel Salı'nın başlangıcından herkese merhabalar :)
Geçen hafta hem Hafta'nın Ritmi hemde Salıyı Sallayan Blog yazı dizisinde bir takım aksamalar yaşadım ki bu durumu da geçenlerde açıklayan bir yazı yazmıştım.

   Bugün aslında seçmiş olduğum blog yazarı arkadaşıma da içten bir özür borçluyum. Kendisi o kadar duyarlı ve naif bir arkadaşımız ki ben ona karşı bir mahcubiyet yaşıyorum. Peki neden? Bu soruyu cevaplamadan önce hangi blog olduğunu belirtmeliyim ki anlatmam daha kolay olsun.


   "Vişneli Kiraz"

   Hemen hemen aynı dönemlerde başladık blog yazmaya kendisiyle ve o zamanlarda kendisi o kadar güzel bir etkinlik, bir çekiliş yapmıştı ki hayran kalmıştım kendisine. Sokak hayvanları için dışarıya koyduğumuz bir kap suyun bir lokma yemeğin resmini istemişti bizlerden. Çekilişinde ne üyelik şartı vardı ne de paylaşım. Sadece soğuk havalarla evsiz hayvanları düşünecek kadar merhametli bir yüreği olan Vişneli Kiraz'ın çekilişine ne kadar katılmak istediysem de bir resim gönderememiştim ve katılamamıştım. Bu kadar ince düşünceli bir arkadaşımızın nasıl kırılabildiğini hep düşündüm ama bir türlü de dillendiremedim çünkü çok mahcuptum.

   Geçen hafta sevgili Cafe Tigris kendisini haftanın bloğu seçince dedim ki bu hafta da ben seçmeliyim ki böyle bir insan sürekli listelerde ilk sırada gelmeli diye düşündüm.
İçi merhamet dolu, böylesi hassas bir kalbe ve vicdana sahip olan Vişneli Kiraz'a özürlerimi sunuyor, bu konuda bir yanımın hep mahcup olduğunu bilmesini istiyorum.

   Ve son olarak;
Her hafta seçilesi mutlaka takip edilesi bir blog. Mutlaka ziyaret etmelisiniz..






19 Mart 2016 Cumartesi

WowApp Nedir?





   Sevgili Deli Kızın Bohçası bloğunun sahibesi Derya sayesinde WowApp uygulamasına katıldım. Tam olarak ne olduğunu anlayamadım henüz keşif aşamasındayım ama faydalı birşeye benziyor blog yazarları için.
   WowApp uygulamasının web sitesinde kendisi için yaptığı açıklama ise şöyle:

Neden WowApp'e katılmalısınız? - WowApp ücretsizdir ve kendi gelirinin/payının % 70'ini sizinle paylaşır. Dünya çapında 110'dan fazla ülkede yaklaşık 2000 hayır kurumundan birisine bağış yapmayı tercih edebilir veya kendiniz için nakde çevirebilirsiniz. Seçim sizindir!
WowApp'i benzersiz yapan şey nedir?
1. Sosyalleşirken kazanın: gelirimizin % 70'ini sizinle paylaşıyoruz
2. Kazandıklarınızı Bağış aracılığıyla iyilik yapmak için kullanın
3. Kendinize bir banka hesabı, kredi kartı veya PayPal hesabı aracılığıyla nakit olarak aktarın
4. En düşük fiyatlarla tüm dünyayı ara; WowApp'ten WowApp'e sesli ve görüntü aramalar ücretsiz
5. Özel Mod: Sohbeti sonlandırdığınızda iletilerin otomatik olarak silinmesi gibi en iyi gizlilik özelliklerine sahip olun
Saygılarımla, 
Robin Wow

   Dediğim gibi faydalı bir uygulamaya benziyor. Whatsapp'ın bize para kazandırdığını düşünürsek eğer o zaman çok faydalı bir uygulama haline geliyor :) Mantık olarak aynı ama Wowapp uygulamasını WhatsApp uygulamasından ayıran tek fark bir başkası aracılığıyla yani davet aracılığıyla giriş yapabiliyor olmanız :) 

   Ee buyrun o zaman tabi ki de ben sizi davet ediyorum..









8 Mart 2016 Salı

Salıyı Sallayan Blog #2





   Saat olarak biraz gecikmişte olsa bugünkü yazımı atlamak istemedim. Aslında hangi bolğu yazacağımı düşünmedim bile çünkü bir haftadır düşündüğüm bir bloggerı yazacağım bugün. Üşengeçlik edip haftaya ertelemeyi düşündüm hatta Büşra ile de Skype üzerinden konuşurken ona da söyledim ama sonra yazmalıyım dedim. Geçte olsa yazmalıyım. Bloğum ihmale gelmez.
   Çünkü bloğum benim sulamamı bekleyen narin çiçeğim..

   Gelelim haftanın bloğu etkinliğimizde bu hafta yazmak için sabırsızlandığım bloğa..

   "Mars Beyinli"

   İsmi ile olsun yazdıkları ile olsun bende sempati ve hayranlık oluşturan bir blog. Zaten ilk olarak ismi beni farklı olduğuna ikna etmişti. Mars Beyinli.. İşte tam da bu.. İsmine yakışır bir blogger arkadaşımız. Şimdi ona karşı sempatimi anlatıyorum ama sanmayın ki can ciğer kuzu sarmasıyız :) Bloglarımızda yorumlaşmaktan başka muhabbetimiz yok ama ben kendisinin hayranıyım.

   Bloğuma yazı yazamadığım zamanlarda bile girer onun bloğunu kontrol ederim. Yazı yazsın da okuyayım diye bekler dururum. Ben zaten bu aralar depresyon modunda takıldığım için bana onun yazdığı herşey çok iyi geliyor. Hayata bakış açışı farklı. Hayatı yaşaması ve eleştirmesi çok farklı. Gelişi güzel sövüyor hayata. İçinden ne geliyorsa söylüyor. İçinde tutmuyor hiçbir şeyi ağzına geldiği gibi söyleyerek döküyor içini. Ben kendi sözde hanımefendilik çizgimden kaydırmayın beni diye dolaşırken ortada o söylüyor benim söylemek istediklerimi. O sövdükçe benim içim bir rahatlıyor bir rahatlıyor ki anlatamam. He edepsiz birisi değil sakın ha yanlış anlaşılmasın.. Öyle fütursuzca sövüyor ama dokundurmuyor. Sem sövüp hem sempati kazanabilmek kolay birşey değil ama Mars Beyinli bunu öyle güzel bir şekilde uygulamaya döküyor ki..
   Hassas bir şekilde sövüyor. Giydiriyor, yakıştırıyor, toz kondurmadan temizlik yapıyor..

   Çok severim ve takip ederim kendisini. Sizde takip edin onu mutlaka.Sizi bir an olsun hayattan koparıp kendi dünyasına alacak ve rahatlatacaktır. Okurken tebessüm etmenizi sağlayacaktır. Bu aralar aşk hayatı da biraz karışık dualarımıza ihtiyacı var. Duamdasın bunu bil mutlaka..

   Aslında olur da benim bu yazımı okursa kendisi rica ediyorum birde benim hayatıma ve hayatımdakilere sövüverir misin bir zahmet. Siparişle insanların da içini onların yerine dökmelisin bence çok tutar  :)


   Güzel Geceler Sizin Olsun..






3 Mart 2016 Perşembe

1 Adet Yeni Bildiriminiz Var !





   Hangi blogger arkadaşıma yorum yaptığımı unuttum ama mektuplaşmayla ilgili birşeyler yazmıştı kendisi. Biliyorsunuz ben postcrossing uygulamasıyla kartlaşıyorum. Daha doğrusu aktif gönderiyorum ama alamıyorum :) Onun dışında kartlaştığım bir iki arkadaşım var tabi ama düzene oturtabilmiş değilim. Eskimiş, toz tutmuş hatta küflenmiş bu geleneğimizi yaşatmayı çok istiyorum ve ben mektuplaşmayı çok seviyorum. "Ee Kestane Fiyonk bize ne bundan!" diyenleri duyar gibiyim. He tabi birde "Aa bende çok severim ya keşke yapabilsek ama unutuldu artık.." diyenleri de duyuyorum ve bir etkinlik başlatıyorum.

   Sevgili blogger arkadaşlarım, okuyucularım, takipçilerim, arkadaşlarım, dostlarım, canlarım ciğerlerim..

   Benimle kartlaşmak mektuplaşmak isteyen arkadaşlarımı harekete geçmeye davet ediyorum. Gelin birbirimize mektup yazalım, gittiğimiz yerlerden kart atalım, mutluluklarımızı paylaşalım. Sosyal medya, internet ortamı insanların birbirlerine olan güvenlerini yerle bir ediyor haklısınız. Kimse kimseye güvenemiyor. Ama ben istiyorum ki birbirimizi 'layklamak'tan öte birşeyler yapalım. İletişim kurabilmek için çabalayan insanları göremiyorum artık çevremde.
   Feysten ekleşmek, instagramdan takipleşmek, tivitleşmek, snapleşmek, pinleşmek(!)..
   Ne yapıyoruz biz arkadaşlar? Blog camiasında bile birbirimize yorum yapmaktan aciz duruma geldik. İlişkiler için emek harcamıyoruz. Ben değer verdiğim insan için elime kalem alarak süslü püslü kağıtlara düz bir şekilde yazı yazmaya çalışmak ve onları rengarenk zarflara koyarak özene bezene hazırladığım mektubumu yada kartımı postaneden pulla göndermek istiyorum. İlişkilerim için çaba göstermek istiyorum. Bu geleneğin de yaşatılmasını istiyorum.

   Eğer sizde benim gibi düşünüyorsanız o zaman bana mail atın iletişime geçelim. Katılım çok olursa eğer sizlerinde istekleriniz doğrultusunda eşleştirme de yapabiliriz. Yok ben sadece bir kişi ile iletişime geçmek istiyorum derseniz ben benimle kartlaşmak isteyen herkesle karşılıklı kartlaşırım hiç şüpheniz olmasın :) Güzel bir katılımın olacağını ve benim gibi düşünen ve hisseden insanların hala varolduğuna ve oralarda bir yerlerde beni okuyup heyecanlandıklarına eminim..

   Heyecanla sizleri bekliyor olacağım :))

   Güzel Geceler Sizin Olsun..










1 Mart 2016 Salı

Salıyı Sallayan Blog :) #1





   Uzun bir süredir üyesi bulunduğum tüm sosyal mecralardan gerek etiketlenmek gerek mimlenmek suretiyle istekler alıyorum :) Bir çok arkadaşımın beni mimlediği haftanın bloğu uygulamasını "Salıyı Sallayan Blog" yazı dizisiyle kendi bloğumda başlatıyorum. Bundan sonra seçtiğim hakkıda düşüncelerimi belirttiğim her bloğu hem iyi hemde kötü yönleriyle ele alacağım. Kötü demeyelim de bana uymayan yada naçizane tavsiyelerde bulunduğum bir kaç kelime de söyleyeceğim. Böyle söyleyince de bir an kendimi blog eleştirmeni gibi hissettim. Yanlış anlaşılmasın öyle bir niyetim yok. Sadece kendi görüşlerim bunlar yanlış anlaşılmasın.

   Bu mim'i kim başlattı bilmiyorum ama benim için bu uygulamanın kurucusu DeepTone - Sade ve Derin'dir. Blog dünyasında bulunduğu süreç içerisinde yeni blogları destekleyen, tanıtan ve bunu karşılık beklemeden yapan biri olmuştur kendisi.

   Bende belirtmek istiyorum ki, bu platformda adını yazdığım, sözünü ettiğim hiçbir blog yazarı arkadaşım karşılık beklediğimi düşünmesin. Ben seni yazdım sende beni yaz diye değil, ben bu yazarı okuyorum beni takip edenler de okusunlar diye yazıyorum. Bilinsin ve sorumluluk hissedilmesin. Sevgiler..

   Gelelim bu hafta sizler için seçtiğim o güzel bloğa :)

   "Cafe Tigris" diye bilinen "tigrisdriver.blogspot.com.tr".
Bir blogtan beklentiniz nedir tam olarak? Bir blog yazarı size ne vermelidir? Ne istiyorsunuz ondan? Şiir mi? Yemek tarifi mi? Kitap mı? Kahve mi? Kişisel yazılar mı?
   Heh işte aradığınız burada. Sevgili Cafe Tigris benim adıma bir blogtan beklediğim herşeyi bana sunuyor. Ben sıkılgan bir insanım. Çabuk sıkılıyorum. Eğer bir blog hep edebiyat içerikliyse, hep aynı şeyler varsa çok uzun süre kalamıyorum nedense. Ama Cafe Tigris'in bloğunda şiir okumaya başlayıp mutfakta tarif denerken buluveriyorum kendimi. Birde herksin sıkıldığı sendromlu Pazartesileri bizlere "Nostaljik Pazartesi" olarak sevdirmeyi başarabilen kişidir o.  Bir denemelisiniz mutlaka. Cafe Tigrisin bloğunda daldan dala sekmelisiniz.
   Birde benim bir blogta aradığım şey Blog Arşivi oluyor. Çok seviyorum kullanışlı ve kolay olduğunu düşünüyorum. Girdiğim her blogta arama çubuğunu değil blog arşivini kullanıyorum. Benim gibi düşünenler için Cafe Tigris'in dünyasında da bu var ve blogta gezinmek daha kolay hale  geliyor. Ama naçizane benim için blog arşivini biraz daha üst sıralara alabilirsen çok sevinirim sevgili Cafe Tigris :)
   Seviliyor ve okunuyorsun :)

   Güzel Günler Sizin Olsun...














21 Şubat 2016 Pazar

Haftanın Ritmi #1





   Ne zaman uykumu tam almış olarak bir pazar sabahına uyanacağımı hala bilmiyorum. Uykusunu almış, bugünü dolu dolu geçirme planları yaparken bir yandan kahvaltı hazırlayan, ütüleri yetiştirebilecek miyim diye düşünen, çocuklarının ödevlerini yapıp yapmadığını kontrol etmesi gereken, ailecek dışarıda vakit geçirmek isteyen, sevdiceğiyle buluşacak olanlar, sevdiceğinin gözlerine bakınca gözlerinin ışıl ışıl olduğunun farkına varmadan hafifçe tebessüm edenler, iş arayanlar, çalışan ama pazar gününden pazartesinin sendromuna yakalanmış olanlar hepinize kucak dolusu günaydınlar efendim :)

   Her Pazar günü benim için ayrı bir hayat nedense. Bazen hükümdarım bazen sultan, hem hüzünlüyüm hem dinamik, hem mutluyum hem melankolik.. Günümün günümü tutması şöyle bir kenarda duruversin, benim anımın anıma uymadığı zamanlar olabiliyor. Siz biliyorsunuz artık beni :)

   Artık sizlerle her Pazar günü "Haftanın Ritmi" ni paylaşacağım. Her Pazar günü seçtiğim 7 şarkıyı sizlerle paylaşacağım. Umarım işlevsel bir yazı serisi başlatıyorumdur diye kendi kendime de bir düşündüm şimdi :)

   Gelelim sizlerin de dinlemesini istediğim, beğeneceğinizi umduğum listeme:


1- Çiğdem Erken - Ağlayamazsın

2- Julide Özçelik - Gizli Cennet

3- Julide Özçelik - Eşitiz Eninde Sonunda

4- Haluk Levent - Acılara Tutunmak

5- Cem Adrian - Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti

6- Jehan Barbur - Aşk Hiç Biter Mi

7- Aydilge - Yangın Var


Umarım benim kadar severek dinlersiniz :)


En Güzel Pazarlar Sizin Olsun :)







1 Şubat 2016 Pazartesi

22 BLOGGER 1 HİKAYE BÖLÜM - 9: SEN KİMSİN?


   22 BLOGGER 1 HİKAYE 

BÖLÜM - 4: OYUNCU (NEŞELİ KİTAP VAGONU)
BÖLÜM -5: UYANIŞ (DAĞINIK ANNE)
BÖLÜM -6: TANI (KORE FENOMENİ)
BÖLÜM -7: KAYBOLUŞ (KİTAP CUMHURİYETİM)
BÖLÜM -8: AVCILAR (HER ŞEYDEN KONUŞMALI)
BÖLÜM - 9: SEN KİMSİN? (KESTANE FİYONK)



   Skygge sürüleri, evrendeki anıların kişilere bağlı kalmasına yardımcı oluyorlardı. İnsan anılarıyla ne yapabilir ki?
   "Anılara bağlı kalmak mı? Hah.. Çok saçma.." diye mırıldandı. Silip atmıştı kafasından tüm güzel anılarınını ve sadece insanların hatıralarını yok etmeye adamıştı hayatını. Anılar olmayacaktı hayatta.
   "Benim anılarım yok işte. Yok! Ben yaşamayı başarıyorum. Benim güzel anılarım yoksa kimsenin olmayacak. Anılar olmayacak. Hepsi benim emrime girecek ve ben kendi dünyamı kendim kuracağım." 
Bu kadardı. Tek istediği buydu işte. Bu gece tüm hatıraların toplanacağı geceydi. Beklediği gün gelmişti ve Skygge sürüsü savunmasız ve aptal varlıklardan başka bir şey değillerdi. Onları bertaraf etmek için hiç bir engeli kalmamıştı artık. Çünkü Lexi kendini bilmiyordu. Yıllardır onun anılarıyla oynayarak delirtmişti onu ve hepsi bugün içindi. Skygge sürüsü o baş belası olmadan kendini savunamazdı. Lexi'ye ihtiyaçları vardı ama artık o hiçbir şey hatırlamayan anıları bile olmayan boş bomboş bir yaratıktı.
İstemsizce kıvrılan dudakları bir gülümsemeyi andıran hırsla birleşerek gözlerindeki parıltıda buluştu. Chet bir sigara yaktı, herşey istediği gibi olacaktı. Hiçbir engel kalmamıştı. Olacaktı..

.....



  
.....
   "Alexis.."
   "Alexis.."
   "Aleex.."
   "Aleeeeexx..."

   "Nasıl olur bu? Alex.. Nasıl nasıl..?" diye haykırdı Chet.
   Nasıl olur da Skygge sürüsünün tuzağına düşerlerdi. Ava giderken avlanmak böyle bir şey miydi? Alex.. Ekibindeki en parlak adamını, avcısını nasıl kaybederdi. Yıllarını amaçsız ve eroin bağımlısı bir sapkın olarak geçiren bir adama Skygge sürüsü ne verebilirdi ki?

   Eroinman bir adama hatıralarını geri vermiş olamazlar ki. Hem verseler ne olacak? Şimdiki hayatından çok memnun o. Her yere elini kolunu sallayarak giriyor, her istediğini elde ediyor, hatıralarını istemez ki o. Skygge sürüsü avlamanın, onların o saçma anılara sadık kalarak kulakları tırmalayan göğü yırtarcasına attıkları çığlıkların verdiği hazzı ve gücü ona hiçbir madde veremezdi. İstemezdi zaten anılarını.

   En yakın adamımı, en güvendiğim adamı aldı benden.
   "Oğlum.. Alex.." diye inledi. Chet lanet olası hayatında tek hatırlamak istediği anıyı hafızasının tozlu raflarıda bırakarak intikam yemini etmişti. Şimdi de oğlunu almıştı o lanet kız.

   "Lexi denen o kız yüzünden! Seni mahvedeceğim adi kaltak. Sevdiğin ve sana sadakatle bağlı o adamı, kız kardeşini, karnındaki o piçi gözlerinin önünde, anıların gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçerken öldüreceğim hepsini. Yeminim olsun bu intikam oyununu artık eğlenmek için değil, senin sonunu getirmek için oynayacağım ve sen bir ömür bu anılarla yaşamaya mahkum olacaksın. Gözleri gözlerine değen tüm sevdiklerinin sana son bakışlarını unutamayacaksın. Sen.. Sen Lexi.. Kendi anılarının, kendi hayallerinin, kendi bedeninin katili olacaksın." diye haykırırken sesi boşlukta acı acı yankılanmaya devam ediyordu..

.....



.....

   "Ablanı nasıl kontrol altında tutmayı başaramazsın Melanie!"
   "Rhett.. Ben.. Ne olduğunu anlamadım, birden bire üzerime atıldı ve dışarı çıktı. Bir anlık şokla ne olduğunu anlayamadan Lexi gitmişti bile.."
   "Melanie onun bu gece dışarıda olmaması gereken tek gece. Avcılara kafa tutabilecek kadar güçlü değil. Avcılara kafa tutabileceğinin farkında bile değil. O kim olduğunu bile bilmiyor."
   "Ah Lexi.. Neredeydin seni çok merak ettik." diye sevinç çığlıkları atarak kapıya koştu Melanie.
   "Lexi.. Sevgilim.. Neredeydin? Çok merak ettik seni.."
   "Rhett kimim ben? Söylesene bu yaşadıklarım gerçek mi? Bütün bu insanlar, kırılan kalpler benim eserim mi? Kimim ben Rhett?"dedi ve bayılmıştı.

   Lexi'yi yatağına yatıran Rhett, sırları dökülen aynada oluşan yansımasını gördü. İşte böyleydi Lexi'nin hikayesi. Puslu.. Eski televizyonlar gibi karıncalı.. Bir var bir yok.. Kim olmak istiyordu? Neyi yaşamak istiyordu? Hayattan ne bekliyordu? Bütün bunlar Lexi de dahil hiç kimsenin cevaplayamadığı sorular olmaktan ileriye gidemeyen cümle müsvetteleriydiler. Aslında Lexi sadece seçse yetecekti. Rhett onun seçtiği hayatı yaşamaya hazırdı ama Lexi'nin babası annesini gözlerinin önünde boğduğundan beri yaşadığı bu kimlik bunalımları Lexi için hep bir kaçış yolu olmuştu. Ne zaman yorulsa farklı bir kimliğe tutunarak, farklı bir hayatın içerisinde yer buluyordu kendisine..

.....



.....


   Tüm Skygge sürülerini özgür bırakarak avcı olmayı denedi önce. Velius oldu ve vermeden almanın hazzını deneyimleyerek Skygge sürüsünü tekrar toplamak istedi. Avcı mıydı avlanan mıydı bilemedi. Adelyta oldu sonra. Tehlikenin, tehlikeli olmanın, gözü karalığın ve insanları aşağılamanın sınırlarını zorladı. Cilla oldu ve tek sorunu sivilceleri olan yaşayamadığı ergenliğini yaşamak istedi. Hiç birinde huzuru bulamadı ve karakter arayışı hep devam etti. Yunna oldu en son. Amacı huzurlu bir ev kızı olmaktı. Tek sorununun akşam yemeğinde ne pişireceğini düşünmek olmasını diledi ama hiç umduğu gibi gitmedi. Chet'in hain planlarından birisinin içerisinde buldu kendisini. Zaten yarım olan hafızasıyla sorunlu bir aile yapısının içerisine giriverdi. Oysaki huzuru bulacağına inanmıştı. Ama olmadı..  Boş bir sokakta, bir kaldırımın üzerinde bir kabustan uyanırken buluverdi kendini ve her uyanışında yanı başında olmaktan, onu bulmaktan ve aramaktan vazgeçmeyen Rhett'i..

   "Kim olmak istiyorsun söylesene!! Bu kadarı fazla artık! Seç yada yüzleş kendinle.." diye mırıldanıyordu Lexi...





    Kestane Fiyonk: Umarım hikayemi beğenirsiniz arkadaşlar. Biraz bekletmiş olsam da ilk hikaye deneyimim olduğu için hatalarım olduysa affola. Sıradaki arkadaşımız random.org aracılığıyla yapılan çekilişle KAĞIT SALINCAK olarak belirlenmiştir. Umarım keyifle okumuş ve beğenmişsinizdir. Sıradaki arkadaşa başarılar dilerim. Ben sıramı atlattım. Hadi kolay gelsin :)






22 Ocak 2016 Cuma

22 BLOGGER 1 HİKAYE: ADINI SEN KOY





   Oğlan kardeşim YGS'ye hazırlandığı için bilgisayarı tırım tırım ondan kaçırıyoruz. Çok çalışması lazımmış. Bu son bir ay onun için çok önemliymiş. Annem öyle diyor bende söz dinliyorum derken yazı yazamıyorum haliyle. Birde Denizli'den amcam geldi. Sülale boyu bir telaş aldı başını gidiyor. Saat 03:23 ve ben birikmiş okunulacak yazılarımı okumayı ancak bitirebildim ve sırayla yayınlanmayı hatta yazılmayı bekleyen yazılarımı da yavaş yavaş sizlerle paylaşma girişimlerime başladım. Açıklamamı da yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla asıl meseleye gelebiliriz :)



   Sevgili Dreamella çok güzel bir etkinlik başlattı ve 22 blog yazarını bir araya toplayarak bir hikaye yazmaya çağırdı. 

   Evet ! 22 blogger, 22 kalem, 22 bölüm ve 1 hikaye..

   Tabiki bende bu etkinliğin katılımcılarından biri oldum. İlk defa hikaye yazacağım. Daha önce hiç deneyimlemediğim ama çok isteyipte cesaret edemediğim bir tür olduğu için içim kıpır kıpır :) Çok heyecanlıyım :)

   Ben açıklamamı da yaptığım için yazımın geç kalış sebebini sizde biliyorsunuz haliyle :)

   İlk 3 bölüm harika yazarlar tarafından yazıldı bile :) Linklerini yazımın sonuna ekleyeceğim ve merak edip takip etmek isteyenler içinde etkinlik bitene kadar her bölüm yayınlandığında, bu yazımı güncelleyerek her bölümün linkini yazımın sonuna eklemeye devam edeceğim.

   Sağ tarafa da bu etkinlikle ilgili bir duyuru ekledim. İlk hikayeye ve devamına oradan da ulaşabilirsiniz..

   Keyifli okumalar..


   22 BLOGGER 1 HİKAYE 




3 Ocak 2016 Pazar

İyi Hissetmek..


   Ben ajandasız mümkün değil duramam. 2016 gelmeden çok önce aldım ajandamı koydum çantama. Telefonumu unuturum, cüzdanımı unuturum, lenslerimi takmayı unuturum ama çantama ajandamı koymayı unutmam. Bir defter bir kalem muhakkak olur çantamda. Hele ki blog yazmaya başladım başlayalı daha fazla ihtiyaç haline gelmeye başladı bu durum benim için. Aklıma gelenleri hemen not etmezsem unutuyorum sonra ne yazacağımı da bilemiyorum haliyle :)

   Yeni bir yıla girmenin verdiği enerjiyle, tembelliği bir kenara bırakıp aldım elime kitabı. Tabi kitabımı okumayıp, kendi kitap ayracımı kendim yapayım dedim ve kendime bir kitap ayracı yaptım.
Etamin işini çok severim. Seccade işlemek çok uzun sürdüğü için sıkıcı gelse de böyle kısa süren işlemeler yapmak hoşuma gitti. Sürekli kendime uygun bir hobi arayışı içerisinde olduğumdan, bu aralar ufak ufak etamin işleri benim için oyalayıcı olacak, hem de seccade kadar uzun sürmeyeceği için hemen sıkılıp yarım bırakma durumum da söz konusu olmayacak. İlk deneme için gayet güzel oldu bence.




   Baktım bu tembelliğin sonu gelmeyecek, bende ödev bildim ve okumaya başladım. Psikoloji kitapları okumayı pek tercih etmedim bugüne kadar. Açıkçası bu kitap ilk sayfalarda beni yakaladı. Sanırım bana hitap ettiği için olsa gerek ilgimi çekti ve okumaya devam etmeye karar verdim. İçerisinde çeşitli testler var. Kitapta duygudurum bozukluğu yaşayan, hafif,orta ve ağır çaplı depresyon yaşayan kişiler üzerinde bilişsel terapinin işe yaradığını, hatta ilaçla tedaviye gerek kalmadan  tedavinin sonuç verebildiğinin gözlemlendiği belirtiliyor.
   Ben yaşadığım zor zamanlardan sonra profesyonel destek almaya karar verdim ve bir psikologla görüşmeye başladım. Doktorum yaşadığım orta çaplı depresyon durumunu atlatabilmem adına psikoterapinin yanı sıra ilaçla da tedaviye başlamayı uygun görünce ilaca da başlamış bulundum.
Yine doktorumun önerisiyle bilişsel terapi yöntemlerinden bahseden 'Dr. David Burns - İyi Hissetmek' kitabını okuyorum şu anda. Bu sürecin yavaş yavaş bana iyi gelmeye başladığını içten içe hissedebiliyorum.


   Kitabı okuduktan sonra kitap hakkında görüşlerimi dile getiren bir yazı yazmayı da düşünüyorum.
Mümkün olursa yazımda kitabın içinden bir kaç teste de yer vermek niyetindeyim ki sizler de bilişsel terapiye ilgi ve ihtiyaç duyabilir, duygu durumunuz konusunda ölçümler yapabilir ve kitabı okumaya başlayabilirsiniz.

   Bir de yıllardır bu konuda uzmanlaşmış sevgili blogger arkadaşlarım arasında defter tutanlar varsa, bizlere blog defteri organize etmek konusunda ufak tefek ipuçları verebilirlerse yorumlar kısmında çok sevinirim. Blog defterimi düzene koyduğumda ben sizler için bu konuyla ilgili de bir yazı yazmayı planlıyorum şimdiden.

   Güzel günler sizinle olsun...








25 Aralık 2015 Cuma

Gönderilmeyi Bekleyen Kartpostallar..




   Uzun zamandır yazmak istediğim, sesimi duyurmak istediğim bir konudan bahsedeceğim bugün: "Kartpostal"

   Bilmeyenler olabilir mi diye düşünüyorum da yaşça küçüklerimiz varsa aramızda bilmemeleri çok normal. Kartpostalları çok sevmeme rağmen eskiyen ve tozlu raflara kaldırılıp unutulan bu geleneğimizi vurgulamak için açtım bu postu.

   Şimdilerde kırtasiyelerde kartpostal namına birşey bulabilmek mümkün değil. Hatta "Kartpostal var mı?" diye sorduğumda "O ne abla?" diyenler bile var. Gittiğim şehirlerden kartpostal almayı severim tabi bulabilirsem. Eğer imkanım olursa gittiğim şehirlerden kartpostal yollamayı daha çok severim.
En son kartpostalımı Antalya/Side'den almıştım.

   Ben kendi kartpostallarımı kendim boyuyorum artık. Nasıl mı? D&R'da 'Esrarengiz Bahçe' kitabının kartpostal versiyonunu görünce, 'Zaten boyama kitabını boyuyorum kendi kartpostallarımı neden kendim renklendirmeyeyim?' diye düşündüm ve hemen satın aldım. Fiyatı 10 TL ve içerisinde 20 adet birbirinden farklı kartpostal var. Hepsi de sizin istediğiniz şekilde renklendirilmeye hazır halde renklerle hayat bulmayı bekliyorlar. Fiyat olarakta gayet uygun tanesi 0,50 kuruşa denk geliyor. Eğer kartpostallara ilginiz varsa ve boyama yapmayı da seviyorsanız kaçırmayın derim.

   Sizlerde nadide kartpostallarınızdan beni de mahrum bırakmaz ve bir kartta bana yollarsanız çok sevinirim. Çünkü daha boyanacak o kadar çok kartpostalım var ki sahiplerini bekleyen..



   Beni bu yazıyı yazmaya teşvik edense Sevgili Balköpüğü'nün bloğunda paylaştığı "Postcrossing" uygulaması. Siteye üye oluyorsunuz ve sistem size bir adres veriyor ve bir kod veriyor. O kodla birlikte kartınızı Dünya'nın bir ucundaki kartpostal tutkunlarına gönderiyorsunuz. Zaten Balköpüğü'nün bu konuyla ilgili tüm detayları anlattığı yazısını buradan okuyabilirsiniz.