Kadın Vazgeçerse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Vazgeçerse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2016 Cumartesi

Netleşmiştir..





   Bu aralar tahmin ettiğiniz gibi yine arkada depresif müziğimi açtım bu yazıyı öyle yazıyorum. Aslında biraz sonra bahsedeceğim konu ile ilgili gereken adımları atmama sebep olan yada tetikleyen demek daha doğru olacak sanırım bir olay oldu ama o olayı hazmedemediğim için hala yazıya dökmeye cesaret edemiyorum. İlerleyen zamanlarda belki inşallah biraz daha sindirdiğimde o konu hakkında da yazacağım. Şimdi sebep vermeden de olsa boşanmalarla ilgili temel birkaç unsura değinmek istiyordum.

   İnternette ne kadar araştırmış olsam da bana ayrıldığım andan itibaren neler yapacağımı detaylı bir şekilde anlatan çıkmadı.
   Hep kulaktan dolma bilgilerle ya bekledim ya sustum. Her kafadan ayrı bir ses ayrı bir düşünce ayrı bir şüphe çıkıyordu ki bu ses çıkaranların hiç biri sizin için elini taşın altına koymaya tenezzül etmiyorlardı. Öyle ki Ex'in kumar oynadığını gözleriyle gören ve bilen ortak arkadaşlarımız bile var. Aile olduğumuzu düşündüğüm zamanlarda ailecek görüştüğümüz insanlar. İş ciddiye binmeden önce eşinden rica etmiştim kocasına soracaktı kendi aralarında konuşmuşlar eşi de "Tamam ben gördüm şahitlik ederim." demiş. Kendisine ciddi olarak şahitlik teklif ettiğimde ise "Ex bana iftira eder, aynı iş yerinde çalışıyoruz, geçinemiyorlardı derim ama kumar oynuyordu diyemem sonra iş yerinde yuvamı o yıktı der adımı kötüye çıkartır bunu göze alamam" demiş. Tamam düşündüğümüzde o da haklı ama kaldı ki boşanma konusunda ne yaşadığımı ve Ex'in bana yaptıklarını yakından bilen tek aile dostumuzdu. Boşanmamızı istemeseler de haklı olduğumu bilip destekleyen insanlardı. Benim hakkımı savunmaya ihtiyacım var . Gerçi ben kendi hakkımı kendim zaten savunuyorum ama adaletin önünde şahitle ispatlamaya ihtiyacım var daha doğrusu ve haklı iken yanımda savunacak kimseyi bulamadım. ARSIZDAN KORKAN HAKLIYA BİR TEKME DAHA ATIYOR Kİ ARSIZIN TERBİYESİZLİĞİNDEN NASİBİNİ ALMASIN. Vay be dedim iyi gün dostları sizi. Bu adamı karşısına alabilmeye cesaret edebilen bir tek ben mi varım bu dünyada !! Desene ben baya bir hafife almışım bu adamı. Herkesin gözü nasıl korkmuşsa, dost dediklerimizi bile yanımızda göremez olduk. Bu boyutu bir kenara bıraksam bile yıllardır kardeş dediğim insanların 4 ayda 4 kereden fazla mesaj atmamış olması hele ki bizi tanıştıran kardeş dediğimizin halimi hatrımı bir kere bile sormamış olması da takdire şayan bir durum oldu benim için. 
   Merak ederdim iyi gün dostu ne demek diye çünkü hep zor zamanlarında koşardım kardeş bildiklerimin yanına. Dar zamanlarında yanında olmaya çalışırdım kendim darda, sıkıntıda olsam bile. Onları da öyle zannediyordum. Kardeş biliyordum. Çok acı öğrendim dostluğun ucuzluğunu.
   Bilin bunları ki hazırlıklı olun yaşayacaklarınıza. Yolunuzdan vazgeçmeyin ama kimseden de dostluk beklemeyin. Eğer boşanmaya karar verdiyseniz ve 10 tane arkadaşınız varsa yanınızda 1 tanesi ancak ya kalacaktır ya da yarım yamalak varlığını sürdürecektir.
   Bu erkek olsanız da kadın olsanız da değişmeyen bir gerçek.

   Ama kadınsanız unutmamanız gereken önemli bir konuda şu ki DUL'sunuz. Dulluk halk dilinde çok büyük bir terim anladığım kadarıyla. Çünkü herkesin dilinde "Dul kalmış olacaksın. Herkes dul diyecek. Dul kalman bir yana.." gibi cümleler dolanır durur oldu. Annemle konuşurken bu konu geçince "Ne olmuş ya dedim kimlikte bile bekar yazıyor artık. Dışarıdan bakıldığında kimse sen dulsun demiyor, bekar kız zannediyorlar, anlımızda dul yazmıyor. E hadi dul yazsın kocaman anlımda ne olacak? Evlendim ayrıldım nedir yani bu kadar kafana takılan?"

   Duluz diye o... muyuz? Ahlak dışı davranışlar mı sergiliyoruz? Babamın duasını alıp elini öpüp kuranla evimden çıkmışım. Kocamı aldatmamışım, edebimle babamın evine dönmüşüm. Hayatımı yoluna koymaya çalışıyorum. Ona buna kuyruk sallamıyorum, bir şey yapmıyorum nedir yani sizin dul dul dul derdiniz. Dul olunca ne oluyor? Ahlak içimizde değil mi? İnanç bize ait değil mi?
   Hey kendini bir şey sanan insancıklar güruhu! Okuyorsanız ki okuyorsunuz. Şunu çok iyi bilin ben DULUM sizin deyiminizle.

   Bana sorarsanız ben size KENDİME SAYGIM vardı o yüzden bitti derim.
Bana sorarsanız ben, bana insan olduğumu bana unutturarak, kendini kölelik sisteminin şahı zanneden bir egoisti hayatımdan çıkarttığımı söylerim.
Bana sorarsanız her gün aşağılanmaktan bıktım derim.
Bana sorarsanız ben kumara meftun bir adamın bağlılığını bitiremediğim için evliliğimi bitirdim derim.
Bana sorarsanız haram lokma boğazımdan geçmesin diye bıraktım onu derim.
Bana sorarsanız eğer insanlığıma hakaret eden, çekinmeden namusuma bile dil uzatan bir adamla yaşamaktan yoruldum derim.
Bana sorarsanız eğer kendime duyduğum saygının adı DUL olmaksa bırakın ben anlı şanlı dulum.
Ve bana soracak olursanız halk dilinde dul kalın. Ama aşağılatmayın kendinizi ve halk diliyle dul kalmaktan korkmayın.

   İnsanlar sizden üstün olduğunu her fırsatta vurgulamak isterler ve yaşadıklarınızı veya yaşayamadıklarınızı size hata olarak yansıtarak sizi sindirmeye çalışırlar. Başkalarının egoları yükselecek diye "Evet, ben dulum, pasifim, suçluyum!" moduna girmeyin. Dik durun. Ruhu DUL kalmış insanların yüzünü güldürmeyin.

   Sevgili Bay Ego geçenlerde bana bir sürü mesajlar attı. Hazmedemediğim için yaşadıklarımı, söylenilenleri uzun süre elim yazmaya da gitmedi açıkçası. Ne namusum kaldı, ne yolumun genel ev olması kaldı. Hayatımda duymadığım hakaretler söylendi ve kaldırabileceğimden fazlaca beni yaralayacak iftiralar atıldı üzerime. Yetmedi annemi arayarak türlü beddularla, hakaret ve iftiralarla gözyaşı dökerek üzülmesine sebep oldu bu insanlar. Çoğul konuşuyorum çünkü kendi annesi ile birleşerek yapıyor bu hareketleri Ex. Kendimi toparlamam uzun sürdü haliyle. Daha sonra anonimden bir mesaj aldım ve özgür alanımın kısıtlanmış olabileceği korkusu sardı beni bir anda çünkü instagram ve facebook hesaplarım birbirine karışarak bloğuma ait instagram hesabım ifşa oldu. :)
Aradan bir süre geçtikten sonra ise Bay Ego bana mektup attı ki sizde biliyorsunuz bloğumda bir kartlaşma etkinliği başlatmıştım yakın zamanda. Herşey üst üste gelince bende de endişe başladı kurtuluş yok mu bu adamdan diye.
   Bugün aslında size boşanma ile ilgili çeşitli tüyolar verecektim ama vermeyeceğim. Bloğum anonim yorumlara kapalı hale getirilmiştir ve bu konuda konuşmak isteyen olursa, özel mecrada her zaman kendisine yardımcı olacağımın bilinmesini isterim.
   KORKMAYIN..
   Bende korkmuyorum artık. Niye endişe edeceğim? Onun hayatından giden benim. Yüzünü bile görmeye tahammülüm yok. Ona karşı hiç bir açık kapım kalmamış. Beni okusa ben kısıtlanmam ki kendi canı yanar. Bu yüzden okuyorsa da okusun. Ne kadar bittiğini ve hiçliğini görsün. Ne kadar gözden düştüğünü ve artık hayatımda olmasının mümkün olmadığını idrak ederek sürdürsün hayatını bundan sonra. Boşanma kararı verildi ve bu konuda gerekli adımlar atılmaya başlandı benim dünyamda.

   Netleşmiştir...

20 Aralık 2015 Pazar

Kadına Şiddet..







   Kadına şiddet denildiğinde ilk akla gelen şey fiziksel şiddettir. Dayak, darp, hırpalama.. Ama şiddet sadece fiziksel şiddeti içermez. Şiddet kendi içerisinde 4'e ayrılır.
   Ben bilmiyordum ve sadece fiziksel şiddeti şiddetten sayıyordum. Müstakbel eski kocam Ex'e ilk hesap sorulduğunda bir tokadın yahut bir itelemenin şiddet olmadığını hala savunur. Bir konuşmanın içerisinde "Ben sana şiddet uygulasam, yüzün gözün morarır, ben sana gerçekten bi tane vursam sen hastanelik olursun ya ne şiddeti? Sen buna şiddet mi diyorsun?" demişti. Hala da kabul etmez. Varsın kabul etmesin ben artık neyin ne olduğunu biliyorum. Sizde bilin, herkes bilsin, tüm kadınlar bilsin.. Ne fiziksel, ne ekonomik, ne psikolojik, ne cinsel.. Şiddete hiçbir şekilde göz yummayın. Çünkü şiddet kısır bir döngü halinde devam eder.





   Fiziksel Şiddet:

   Bedeninize yönelik her türlü saldırı, fiziksel şiddettir. 
   Tokat, tekme ve yumruk atmak, sarsmak, hırpalamak, boğaz sıkmak, bağlamak, saç çekmek, herhangi bir cisim atmak, kesici ve delici aletler ya da ateşli silahlarla yaralamak, işkence yapmak, sağlıksız koşullarda yaşamaya zorlamak, sağlık hizmetlerinden yararlanmayı engellemek ve öldürmek gibi eylemler fiziksel şiddet tanımına dahildir.



   Psikolojik (Duygusal) Şiddet:
   Kişinin bedeninden çok ruh sağlığını hedef alan şiddet türü psikolojik şiddettir. Genellikle bir defaya mahsus eylemlerden çok sürekliliği olan eylemler psikolojik şiddet olarak tanımlanır. 
   Sürekli olarak bağırmak, korkutmak, küfür veya hakaret etmek, aileyle, arkadaşlarla, komşularla görüştürmemek, giyim tarzıyla ilgili baskı yapmak, eve hapsetmek, çocuklardan uzaklaştırmak, kıskançlık bahanesiyle sürekli kontrol altında tutmak, başkalarıyla kıyaslamak, başkaları önünde küçük düşürücü davranışlarda bulunmak, zaaflarıyla dalga geçmek, sevdiği eşya ve hayvanlara zarar vermek, tehdit etmek, şantaj yapmak, aynı şekilde düşünmeye zorlamak gibi eylemlerle karşı karşıyaysanız psikolojik şiddet görüyorsunuz demektir.



   Ekonomik Şiddet:
   Ekonomik kaynakların ve paranın düzenli bir şekilde kadın üzerinde bir yaptırım, tehdit ve kontrol aracı olarak kullanılmasıdır. 
   Koşullar elverdiği halde evin masraflarını karşılamamak,para vermemek, kısıtlı para vermek, ailenin gelir ve giderleri konusunda bilgi vermemek, aileyi ilgilendiren maddi konularda fikir almadan tek başına karar vermek, kişinin mallarına ve gelirine el koymak, çalışmasına engel olmak, istemediği işte zorla çalıştırmak gibi davranışlar ekonomik şiddettir. 



   Cinsel Şiddet:
   Kadını rıza göstermediği herhangi bir cinsel davranışa zorlamak cinsel şiddettir. Cinsel şiddet, cinselliğin bir tehdit, sindirme ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasını da içerir. 
   Çocukların cinsel istismarı, evlilik içi ya da evlilik dışı tecavüz (kişinin istemediği zamanda, istemediği şekilde, istemediği biriyle cinsel ilişkiye zorlanması ya da yabancı cisimlerle cinsel organa saldırı), cinsel saldırı (tecavüze varmayan her türlü istenmeyen cinsel temas; elle sarkıntılık gibi), cinsel taciz (sözlü ya da yazılı cinsel içerikli rahatsızlık verici davranışlar; örneğin rahatsızlık verici cinsel imalar içeren telefon mesajları, mektuplar), cinsel organlara zarar vermek, zorla cinsel içerikli yayın izletmek, cinsel organları rahatsızlık verici şekilde teşhir etmek, çocuk doğurmaya veya doğurmamaya zorlamak, zorla kürtaj yaptırtmak, fuhşa zorlamak, zorla evlendirmek, bekâret kontrolü ve benzeri eylemler, cinsel şiddet olarak tanımlanır.




Bu yazıyı yazarken ve en önemlisi ben haklarımı öğrenirken www.kadinininsanhaklari.org sitesinde verilen bilgiler bana çok yardımcı oldu. Şiddetin türleri ile ilgili bu siteden alıntılama yaptım. Daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.



SUSMAYIN.. KADINA ŞİDDETE DUR DEYİN !!!

CAN GÜVENLİĞİNİZ TEHLİKEDEYSE 155 POLİS İMDAT, 156 JANDARMA İMDAT VEYA 183 ALO ŞİDDET HATTINI ARAYIN!
(ÜCRETSİZ)


18 Aralık 2015 Cuma

Bay Ego'dan İnciler #1




   İçerisinde bulunduğum süreç hepimizin malumu.

   Müstakbel ex koca ilk görüşmesini annemle yapıyor ve hayatımda hiç görmediğim kadar kendinden emin, kendisinin hatasız olduğuna şiddetle inanıyor oluşunu bir daha gördüm. Ne kadar komiktir ki annem Ex'e "Sen bu kadar latif, bu kadar nazik bir adamsın da benim kızım ne kadar sorunlu ki senin gibi biriyle geçinemior." deyince, müstakbel Ex koca muhteşem egosu ve tüm samimiyetiyle " Heh işte bende onu anlamıyorum." diye cevap veriverdi.  Güler misin bu duruma yoksa ağlar mısın?

   Bir kere daha kendimi nasıl bir adam için feda ettiğimin ve bu zihniyet devam ettikçe hiçbir sorunun çözülemeyeceğinin farkına vardım. Her ne kadar tüm kapıları kapatmış olsam da, geçirdiğim onca zamana, verdiğim emeklerime, kırılan kalbime bir kez daha üzüldüm.
   Ben kendime hiç acımamışım bunu anladım.
 
 

11 Aralık 2015 Cuma

Kutlu Olsun..





   "Havasından, suyundan aşk damlayan yarim var gül renginde. Dünyaları verseler olmaz ki sen denginde... Hımm hımm hımmmm... Derdimi derdinle böldüğümde ömrümü verdiğimsiiin.."

   Dilime dolanmış bu şarkı hummalı bir şekilde hazırlık yapıyorum. Sen şikayet etsen de bu durumdan ben mumları severim bilirsin. Yine donattım heryeri çeşit çeşit mumlarımla. Sofrada tüm sevdiğin yemekler hazır. Fırından İmambayıldı'yı da çıkartınca tüm işim bitecek ve seni bekleyeceğim sadece. Tavuk Sote de yaptım bak sen bayılırsın benim soteme. Pilavı yine beceremedim sanırım. Bir türlü tutturamıyorum biliyorsun. Ya lapa oluyor yada çok yağlı. Ama öğreneceğim söz verdim sana sürekli farklı şekilde yapmayı deniyorum. Patates püresi de yaptım sen gelene kadar soğumasa bari. Rus salatasını da süsledim. Mm.. Sofram şahane oldu. Tam ağzına layık.. Pasta da dolapta hazııır. İçecekler tamaaam. Hediyemde burdaa. Ben! Ben hazır mıyım? Parfümümü sıkmış mıydım? Neyse neyse herşey hazır, herşey tamam.. Herşey mükemmel olacak. Bugün bizim EVLİLİK YILDÖNÜMÜMÜZ..

   Ne güzel hayal etmiştim oysa ki.. Mesajını okuyorum dönüp dönüp "Şu yıldönümünü de zehir ettin ya helal olsun sana" yazmışsın ya hani bana. Düşünüyorum ben sana şu hayatta neyi zehir ettim diye? Aklıma geliyor birden ilk yıldönümümüz. Hani ben giyindim, süslendim, hazırlandım seni bekliyordum kapıda. Bilgisayar başından kalkamamıştın kumar oynamaktan da biz kavga etmiştik. Sende çıkıp gitmiştin evden. Bende bütün gece iç çeke çeke ağlamıştım. İlk evlilik yıldönümümüzdü.. Tam hayalini kurduğumuz gibi.. İkinci evlilik yıldönümümüzden 2 hafta önce sırlarımızı başkalarıyla(ismi lazım değil) paylaştığını öğrenip hesap sorduğumda beni en hassas noktamdan, özlemini duyduğum ama senin kumarından para ayıramadığımız, bu yüzden tedaviye fırsat bulamadığımız evladımla, hassas olduğumu bile bile beni yaralarken vicdanının sızlamadığını gördüğümde gittim ben senin hayatından.. Ve ben mi mahvediyorum bunu da? Neyi kutlayacaktık biz? Artık iyice dayanılmaz olan evliliğimizi mi?

   Saygının olmadığı, sevgilerin tükendiği, ego savaşına dönüştürdüğün, yuva olarak değil bir sömürge olarak gördüğün bu evliliği mi kutlayacaktık biz?

   Bir kez daha anlıyorum ne kadar doğru karar verdiğimi. Ve bir kez daha kararımın arkasında duruyorum. Daha kararlı ve sağlam duruyorum her defasında. Düşen her gözyaşımı hatırladığımda daha sağlam basıyor ayaklarım yere. Daha güçlü tutunuyorum sensiz hayata. Ve bilmeni istiyorum ki;  bu defa hiç ağlamadım giderken.
   Gözyaşlarım senin için feda edilemeyecek kadar kıymetli artık..

   Fethettiğin bu yürek bağımsızlığını ilan etti bugün..

   KUTLU OLSUN !!!
 










26 Kasım 2015 Perşembe

Aşkın Mapushane(!)



   Her ne kadar düşünmemeye çalışsamda olanı biteni, tırnaklarımı kemirirken buluveriyorum bir anda kendimi. Ama dolu bir zihinle değil. Boş boş ellerim ağzımda boş boş tırnak kemiriyorum. Bir eksiklik hissetmiyorum hayatımda. X in yokluğunu aramıyorum. Varlığında bana değer kattığını da hatırlamıyorum.
   Fiziksel, ekonomik, psikolojik, sosyolojik, cinsellikte dahil olmak üzere şiddetin her türlüsüne değişik yer, zaman ve mekanlarda farklı dozajlarda maruz kalmış bir kadın olarak en çok evin şeklini değiştirip o kadar zahmete katlandıktan sonra gitmiş olmanın yorgunluğunu yaşıyorum sanırım sadece..
   Şimdi tek düşüncem bu sancılı süreci en az zararla nasıl atlatabilirim?
   Bana zindan ettiğin, bir hükümlü gibi mapus hayatı yaşadığım evliliğimden beraatimi istiyorum artık. Daha önce çok hevesle bir blog açmıştım, yazacaktım, paylaşacaktım.. İsim vermek yok ! Rumuzumla açtım bloğumu yazacağım konuları listeliyorum. Eşler işe gitmeyip evde kaldıkları zaman evde temizlik yapmanın zorluklarından bahseden bir yazı yazmak, bu konuyla ilgili görüşlerimi belirtmek istiyorum. Not alıyorum defterime tabi. Gizlim saklım yok ee X'te bloğumu takip ediyor ya haliyle defterime not alırken görünce buyrun size kavga sebebi: 'Sen zaten beni hep kötüle.' Bismillah ne zaman kötülemişim ben seni ki şimdi kötüleyeyim?
   Neden anlatıyorum bunu peki? Kendime ait birşey yapmayı çok istememe rağmen X bunu yazarsam kızar, bu laf ağzımdan çıkarsa kavga olur derken konuşamaz, yazamaz hatta düşünemez olmuştum. Aman alınacak aman yanlış anlayacak aman kavga çıkacak diye diken üstünde oturur hale gelmiştim. Şimdi yeni bir blog açarak duygularımı yazmaya başladım. Gerçek düşüncelerimi dile getirebilmenin muhteşem hafifliği kaplıyor şimdi tüm benliğimi. Korkmadan, sadece kendim olarak kendi hissettiklerimi yazıyorum. Kim ne düşünür, kim ne der, kim nasıl anlar amaaaaannn çokta tınn diyebiliyorum artık.

   Bazende vazgeçmeyi bilmeli insan. Heleki kendine zarar vermeye başladıysa yaşadıkların, kendin için vazgeçmelisin. "Bağlanmayacaksın kimseye öyle körü körüne, O olmazsa yaşayamam demeyeceksin, Yaşarsın çünkü.." X olmadığında bu kadar huzurlu olacağımı hiç tahmin etmiyordum. Yavaş yavaş anlıyorum ki olmuyorsa zorlamayacaksın.
   Aşık olduğum için, sevdiğim için, yaptığım fedakarlıklar için, yaptığım yada söylediğim hiç birşey için pişmanlık duymuyorum. İyiki de yapmışım diyorum. İyiki yapmışım, iyiki söylemişim ve iyiki yaşamışım ve iyiki vazgeçmişim. Yuva kurmak kolay değil evet, yıkmak daha da zor evet.. Peki aşkla, sevgiyle, binbir emek verdiğin yuvanı neden yıkıyorsun a kardeşim diye sorarlar insana.
   Neden yıkıyorum biliyor musunuz? Dişimle tırnağımla kurduğum yuvam, benim hayallerimi yıkıyor, yüreğimi parçalıyor, herşeyim olması için Rabbime avuç açıp dualarımda yakardığım adam beni içten içe kemiriyor, yiyor bitiriyor. Tek seanslığına gitmiş olduğum bir yaşam koçu yanımda bana eşlik eden anneme "Kızının gözlerindeki ışık sönmüş hiç yaşam enerjisi kalmamış." dediğinde anlamadım önce. Birgün yine katıla katıla ağlarken ben ilk defa aynada gördüm kendimi. Evlendiğim zamandan beri ilk defa ağlarken aynada kendime baktım yüzümü yıkarken. Kendimi hiç böyle görmemiştim daha önce. Hemen aldım elime telefonu bir resimlerime baktım bir de aynadaki suretime. Eşim değil, kaynanam değil, arkadaşlarım, komşularım, annem, babam değil hiç kimse değil. Bunu ben yapmıştım.. Gözleri şişmiş, yüzü kıpkırmızı, ağzı kaymış, gözaltları mosmor ve çökmüş, burnu akan, saçı başı dağılmış, umutsuz, çaresiz, amaçsız, boş gözlerle bakan bu kadını ben yaratmıştım..
   Geçmişe baktığımda tuttuğunu koparan, amaçları uğruna çabalayan, kendi doğrularını sonuna kadar savunan, dürüstlüğüyle tanınan, sosyal ve en önemlisi neşeli ve güleryüzlü o kız çocuğunu kaybetmiştim.. Kim için? Ne için? Muhtaç mıyım? Mecbur muyum? Neden mahvediyorum kendimi?  Seviyorum? Sevmek(!) Köleleştirilmeye çalışıldığım bir hayatta eşime olan sevgimi kanıtlamak için çabalıyorum. Sadece eşime de değil, beni istemedikleri için eşim üzerinde türlü oyunlar çeviren tüm dış mihraklara karşı savaşıyorum. İstiyorum ki eşim yanımda olsun. Ee bakıyorum o da yok yanımda. O halde ben KİMİN İÇİN SAVAŞIYORUM???

   Gereksiz insanları hayatımdan çıkartıp kendim için savaşmaya karar vereli uzun zaman oldu ama icraate dökemiyordum haliyle. Ha bir de en önemlisi TOPLUM BASKISI dır ki bu konuya bir sonraki yazımda daha detaylı bir biçimde değinmeyi düşünüyorum.

   Ve diyorum ki eğer aşkınız size bu dünyada cennetten bir kesiti yaşatmıyorsa kendinize bir iyilik yapın, vazgeçin. Kendinizin farkına varın. Hiç kimseye muhtaç değiliz hamdolsun. Oturup secdeye açarız ellerimizi Rabbimize 'dua' ederiz. Pişman değilim hiç birşeyden çünkü bir gören duyan var. Ben kendimin farkındayım.

   Sürekli vermeden almak isteyen bencil insanlar; 'Benden alabileceğiniz herşeyi size verdim. Artık bende size verebilecek bir damla içtenlik kalmadığı gibi, size tahammül edebileceğim sabır stoğunun da dibini sıyırdınız. Ben kendimi sizden azad ediyor, sizi kendinizle başbaşa bırakıyorum.' Yiyin birbirinizi :)

 



24 Kasım 2015 Salı

Kadın Vazgeçerse..




   Fonda Cem Adrian çalarken mutfak masasında oturup otobüs saatimin gelmesini beklediğim bir geceden yazıyorum..
   Terkedilmiş bir şehir, bir ev, bir adam ve anılar bırakıyorum ardımda..
   Defalarca gittim ama böylesine gerçek değildi.. Defalarca gittim ama hiç istemedim.. Defalarca gittim ben senden ama hep geri dönüş biletimide yanımda götürdüm.. Her gidişim sana daha güçlü geri dönebilmek için yaşadığım ayrılıklardı.. Ve nitekim öyle de oldu.. Daha güçlü, daha deneyimli, daha dik bir duruşla, daha bir aşkla ve tutkuyla döndüm hep..
   Hiç böylesine istemedim gitmeyi daha önce..
   Hiç böylesine sessiz karşılamadım ayrılığı..
   Hiç böylesine kırgınlıklarımı buram buram hissetmedim..
   Hiç böylesine düşünmedim tüm yaşanılanları..
   Hiç böylesine verdiğim emekleri yok saymadım..
   Hiç çöpü çıkartmadan, dolaba yemek bırakmadan, toz almadan, banyoyu ovalamadan, nevresimleri değiştirmeden, bulaşık makinesini çalıştırmadan, ütüleri yapmadan, laf sokmadan, trip atmadan, sessizce gitmedim..
   Hiç böylesine yüreğimde hissetmedim ayrılığı..

   Birden kendimi tozlu rafları, eski dosyaları karıştırırken buluverdim. Aradığımı bulmam kolay olmadı ama belki taa lise zamanlarından kalma KADIN VAZGEÇERSE başlıklı yazıyı oturduğum yerde bir çırpıda okudum.. O kadar tastamam bir yazı ki ve bir o kadar da eksik.. Önce sizlerle o yazıyı direk paylaşmayı düşünsemde yazıyı kendi yorumlarımla harmanlamadan olduğu gibi sizlere sunmak istemedim. Merak edenler için yazının orjinalinin bulunduğu görseli daha sonra yazımın sonuna ekleyeceğim.

   Bir kadın nasıl vazgeçer?
   Bir kadın sonuna kadar savaşır aşık olduğu adam için. Tüm fedakarlıklarını sunar sevdiği adama. Asla yapmam dediği herşeyi yapmış, asla kaldıramam dediği her sözü kaldırmış, asla hazmedemem dediği tüm aşağılamaları hazmetmiş, tüm geçmiş yıllarını verdiği, her kaldırımında, her caddesinde anıları olan şehrini terketmiş, sevdiği adam uğruna, aşkı uğruna bir bilinmezliğe yol almış, sarılıp ağlayabileceği bir omuz bile barındırmayan buz gibi bir şehirde aşkıyla ve sevdiği adamla yaşamaya başlamıştır kadın.. Tek isteği ise sevdiği adamın huzurla ve mutlulukla gülen gözleridir..
   Karşılık görememiştir ama sevmeye devam eder. Fedakarlık yapmaktan vazgeçmez. Yanında yatan adama bakar  ve sessiz sessiz ağlar bazen.. Bazen kırılan bir tabak bir cep telefonu belki de.. Ağlar kadın.. Hıçkırarak.. Hissederek.. Yüreği acıyarak.. Sessizce koyar yine başını yastığa.. Sevmekten asla vazgeçmez..
   O kadar hissettirmiştir ki sevdiğini, aşık olduğu adam tarafından 'ne yaparsam yapayım her zaman beni sevmeye devam edecek' düşüncesinin haklı gücünü erkeğe teslim etmiştir..
   Bir kadın öyle kolayca arkasında bırakıp gidemez tüm duygularını. O kadar bağlıdır ki duygularına erkek gücünü tam da buradan alır zaten.. Ama bilmez ki unutmaz kadın, sadece bir köşeye atar ve üstünü örter.. Sineye çeker tabiri caizse..
   Eskiden yüklükler vardı annelerimizin çeyizlerini sakladıkları. Bir süre sonra etrafta ne kadar fazlalık varsa, ne kadar dağınık görüntü varsa o dolap saklardı herşeyi.. Kadın gibi yutardı göstermezdi.. Ve hiç kıymeti bilinmezdi 'şunu şuradan söksek ev ne kadar genişler aslında' diye her defasında olmaması gerektiği vurgulanırdı ama vazgeçilemezdi.. O yüklük o evden atılmaya karar verildiği zaman öylesine çok döküntü çıkar ki ortaya atmaya kıyamazsın ama tutmaya dayanamazsın içinden çıkanları.. O zaman anlaşılır kıymeti.. Kaybedince değeri bilinmeye başlar ve belki  tozu bile alınmayan o yük dolabı yeniden yaptırılmaya karar verilir. En güzel ahşaptan, belki lake yaptırılır parıl parıl.. Ama kırılıp atılmıştır eskisi.. Senin kahrını çeken..
   Kadın gibi.. Aşık olduğu adam tarafından yüzüne vurulur her fırsatta istenmediği, fazlalık olduğu, gittiğinde huzur vereceği söylenir kadının yüzüne.. Yüreğine.. Ama kadın bir anda karar vermez. Sineye çekmeye devam eder, sever ısrarla..
   Günün birinde sessizce ve tüm kırgınlıklarını alarak susarak gider kadın erkeğin hayatından..
Vermeden almıştır erkek. Sevgilerde tükenir bir gün. Ruhundaki yorgunluktan başka birşey hissedemez artık kadın..
   Fonda Cem Adrian'ın sözlerine dalıp gittim bir an.. 'Sana sarılınca geçer sandım geçer sandım..' Geçer miydi? Geçti mi?
   Yalnız ve onsuz olduğu zamanlarda bile aşık olduğu adama dönen kadın "Sevgisine karşılık alamadığını hissettiği zaman vazgeçer."
  Erkek devasa egosu yüzünden farkedemez açtığı yaraları. Hala kadının kendisini delicesine sevdiği düşüncesi ve bunun güveniyle yaşamaya devam eder. Kadın için kolay olmaz bu kararı almak. Televizyona boş boş bakar, uzun yürüyüşler yapar, bir sigara yakmıştır belki de ve küllükte kendi kendine sönmüştür hiç içilmeden ama uzun uzun düşünmüştür kadın. Ve vazgeçmiştir artık. Dönüşe dair tüm kelimeleri lügatinden çıkartmış, tüm açık kapıları kapatmıştır artık. Mantığıyla vazgeçer. Aklını yanına alarak gider kadın..


   Bir kadın gerçekten ne zaman vazgeçer?
   Ben seni sevmekten ne zaman vazgeçtim?

   Kötü günümde yanımda olmadığını anladığım zaman vazgeçtim.
   Canın sıkıldığı zaman benimle paylaşmaktan kaçındığın zaman vazgeçtim.
   Kırılacak olsam bile düşüncelerini açıkça paylaşmak yerine bana YALAN söylediğini hissettiğim zaman vazgeçtim.
   Gözlerime yüreğinle bakmadığını ve bir yerlerde hep benden birşeyler gizlediğini hissettiğim zaman vazgeçtim.
   Her sabah benimle uyanmak istemediğini söylediğinde vazgeçtim.
   Geleceğimizin olmadığını gördüğüm zaman vazgeçtim.
   Düşüncelerime saygı duymadığını anladığım zaman vazgeçtim.
   Değerlerimi görmezden gelip, değer vermediğini hissettiğim zaman vazgeçtim.
   Sana sarılınca geçmediği zaman vazgeçtim..
   Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın zaman vazgeçtim.
   BENCİL olduğunu gördüğüm zaman vazgeçtim.
   Beni birey olarak görmediğini anladığımda vazgeçtim.
   Sevgi gösterilerinin amacının arzuların olduğunu gördüğümde vazgeçtim.
   Hasret duyduğumu bildiğin halde beni evlat sahibi olamamakla suçladığın zaman vazgeçtim.
   Başka insanları benim önüme koyduğunda vazgeçtim.
   Önüme koyduğun insanların lafıyla beni yaraladığın zaman vazgeçtim.
   Beni köleleştirmeye çalıştığın zaman vazgeçtim..

  Bu sebeplerden sadece bir tanesine baş kaldırışım senin benden vazgeçmen için yeterken, bu sebeplerden sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi benim için. Hepsi bir araya gelince yaşanılan yahut yaşanılacak güzelliklerin hatrının kalmadığını gördüm.

   Senden,
   Aşkından,
   Gözlerinden,
   Yüreğinden VAZGEÇTİM..